İstanbul, 1940 eşiğinde, Boğaziçi gezinti yerlerini moda dışı saymakta; Suadiye, Florya, biraz da Büyükada'ya rağbet göstermektedir. Handiyse terk edilmiş Boğaziçi'nin görüntüsünü Nilgün romancısı şöyle dile getirir:
''Evet, Boğaziçi harap bir haldedir, yıkık ve yanıktır, hazin ve boştur. Eski devirlerin büyük ailelerinden kalma kocaman yalılar çöküktür; bahçelerinde tarhlar silinmiş, yerlerini otlar ve sarmaşıklar kaplamıştır; mermer arslan ağızlarından akan sular kesilmiş, havuzlar kurumuştur; denizin dili törpüden daha keskin ve hain çıkmış, kalın meşe direkleri yemiş, binaları çökertmiştir.''