YÜZÜKLERİN EFENDİSİ İLE KIYASLANABİLECEK TEK ŞAHESER KURGU ROMAN!
-Arthur C. Clarke
Dune, Frank Herbert’a Hugo ve Nebula ödüllerini kazandıran 6 kitaplık Dune serisinin ilk kitabı.
Kitaba dair sizi en çok etkileyecek şey yazarın anlattıklarını felsefe, ekonomi, sosyoloji, siyaset, din gibi temellere oturtup sunması olabilir. Çünkü bunlar sadece bir kurgu roman okuyormuş gibi değil, amfide bu konular üzerine ders alıyormuş gibi hissetmenizi sağlayacak.
Genel anlamda hem ilk kitap hem de seri hakkında söyleyebileceğim en önemli şey; güçlü bir evren kurgusu içinde, farklı alanlara dair güçlü çözümlemeler bulunması sebebiyle bunları anlayıp çıkarımda bulunmak adına Dune’u gerçekten zihnen hazır olduğunuz bir anda okumanız gerektiğidir. Zira eserin kurgu gücü de yazarın gerçek dünyadan esinlenmesine dayanıyor. Kitabı okurken Orta Doğu’nun, Asya’nın, Avrupa’nın ve Amerika’nın teknolojisine, dinine, politikalarına, kültürüne dair alt izler görüyorsunuz.
Kitapta köklü ailelerin (Astreides, Harkonnen gibi) yanı sıra mentatlar (beyni bilgisayar gibi işleyen insanlar) ve bene gesseritler (asil genlere ulaşmayı hedefleyen gizli bir kadın topluluğu) gibi oluşum/türler bulunuyor.
Eser, günümüzden binlerce yıl sonrasını anlatıyor. Gezegenlere yayılmış bir insanlık ve o gezegenlerin kalbi olan Dune adıyla bilinen Arrakis’i okuyoruz. Neden kalbi dedim? Çünkü insan ömrünü uzatan, geleceği görme yetisini sağlayan ve bağımlılık yapan baharat bu çöl gezegeninde üretiliyor. Baharata sahip olan güce sahip. Burada da Herbert’ın baharat üzerine yapılan politikalar ile günümüzdeki petrol üzerine yapılan savaşlara gönderme yaptığını görüyoruz. Baharatın önemi ve gücünü uzun uzun anlatarak kitabın çekiciliğini bozmak istemem, okurken zaten neden bu kadar önemli olduğunu