Bazen bir kitap elinize geçer ve kapağını araladığınız anda sizi olduğu yerden kaldırır, başka hayatların içine sürükler. Bedenleri Küçüktü Yürekleri Büyüktü, işte tam olarak böyle bir kitap.
Osman Alagöz, satır aralarına öyle gerçek acılar, öyle güçlü umutlar sığdırmış ki, bazı cümleleri bir çırpıda okuyamıyor insan. Durup düşünmek, hatta sessizce iç çekmek gerekiyor. Kitap, çocuk olmanın masumiyetine değil; çocuk olamamanın, yaşanmamış çocuklukların izini sürüyor. Her bir öykü, yalnızca bir çocuğun hikâyesi değil, aslında bize ayna tutan bir toplumun gerçeği.
Bu kitapta anlatılan çocuklar sadece kurgu karakterler değilmiş gibi hissettim. Çünkü onların yüzlerini her gün bir sokak köşesinde, bir okul sırasının kenarında, bir hastane koridorunda görmek mümkün. Onlar küçük yaşlarında omuzlarına büyük yükler almış, ama yüreklerindeki sevgi, direnç ve merhametle büyümüş çocuklar. Kimi zaman annesinin gözyaşını gizlice silen bir evlat, kimi zaman kardeşi için kendini feda eden bir ağabey ya da abla…
Osman Alagöz’ün dili sade ama etkili; duygusal ama ajitasyondan uzak. Bizi duvara çarpan şey kelimelerin gösterişi değil, içerdikleri hakikat.
Her öyküde içim burkuldu. Ama aynı zamanda her öykü bende bir iz bıraktı; “Ben ne yapabilirim?” sorusunu sessizce bıraktı içime.
Edebiyat sadece hayal kurmak değil, bazen de gerçekleri tokat gibi yüzümüze çarpmaktır. Bu kitap bunu başarıyla yapıyor.
Okuyun. Ama sadece okumakla kalmayın. Düşünün. Hissedin. Ve mümkünse harekete geçin.
Çünkü bazen bir çocuğun yüreği, bir dünyayı değiştirebilir.