Puan vermedi·376 syf.··
Beğendi
·
2026 47. kitabı
·
16 saatte okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 15:31
"Belki de bazı insanlar için doğru zaman hiç gelmez, çünkü onlar zaten hep birbirlerinin evidir..." Bu sıralar Bookstagram'da karşıma o kadar sık çıkıyordu ki sonunda merakıma yenik düştüm ve okumaya karar verdim. Açıkçası sahte sevgililik hikâyelerine biraz ara vermem gerektiğini düşünüyordum ama bu kitap beni hazırlıksız yakaladı. Dani ve Alec'in hikâyesi bir aşk hikâyesinden önce bir özlem hikâyesi aslında. Her yaz birbirini bekleyen iki çocuk, tek bir yanlış anlaşılma yüzünden yıllarca ayrı kalıyor. Aradan geçen zaman onları değiştiriyor, yaralıyor ve bambaşka insanlara dönüştürüyor. Ama bazı bağlar vardır; yıllar, mesafeler ve kırgınlıklar bile koparamaz... Kitap boyunca en sevdiğim şey, Dani ve Alec'in birbirlerini yeniden tanıma sürecini okumaktı. Çocukken tanıdığın biriyle yıllar sonra karşılaşmak ve onun hâlâ seni herkesten iyi anlayan kişi olduğunu fark etmek... Yazar bu hissi çok güzel vermiş. Dani'nin yaşadığı anksiyete, kendini yetersiz hissetmesi ve sürekli yeni başlangıçlar yapmak zorunda kalmasının onda bıraktığı izler oldukça gerçekçiydi. Alec ise dışarıdan bakıldığında her şeye sahip gibi görünse de kendi baskıları ve korkularıyla mücadele ediyordu. Ve sonra sahte sevgililik anlaşması devreye giriyor... Hepimizin sonunu tahmin ettiği o hikâye. Ama mesele sonunu bilmek değil, o yolda karakterlerle birlikte yürümekmiş. Çünkü aralarındaki çekim, yıllara yayılan özlem ve bir türlü söylenemeyen duygular sayfaları çevirmemi sağladı. Bir de o hastane sahneleri vardı ki... Kalbime sessizce yerleşip çıkmayı reddeden türden. Karakterlerin birbirlerine duydukları sevgiyi en saf haliyle hissettiğim anlar onlardı. Eğer çocukluk arkadaşlığı, ikinci şans aşkı, sahte sevgililik, kasaba atmosferi ve yaz filmi hissi veren kitapları seviyorsanız bu kitap tam size göre
Sahte HokeyciLynn Painter · Artemis Yayınları · 202630 okunma
9/10
·519 syf.··
2026 109. kitabı
Ferrante’nin en sevdiğim yanı, karakterlerini kusurlarıyla birlikte anlatabilmesi. Bu kitapta kimse tamamen haklı ya da tamamen suçlu değil. Yoksulluk, sınıf farkı, kadın olmak, eğitim ve özgürlük arayışı tüm bunlar karakterlerin seçimlerine öyle doğal bir şekilde işlenmiş ki sayfalar ilerledikçe Napoli’nin dar sokakları da karakterler kadar canlı hale geliyor. İlk kitaba göre daha yoğun, daha olgun ve duygusal olarak daha sarsıcı buldum. Özellikle Lila’nın yaşadıkları uzun süre aklımdan çıkmayacak. Seri boyunca unutamayacağım birçok sahne bu kitapta yer aldı. Benim için yalnızca bir arkadaşlık hikayesi değil büyümenin, değişmenin ve bazen en yakın olduğumuz insanla bile aramıza görünmez mesafeler girmesinin hikayesiydi.
Yeni Soyadının HikayesiElena Ferrante · Everest Yayınları · 20251,882 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
İnceleme
8/10
·296 syf.··
2026 20. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 22:03
İskender Pala'nın "Kervan" romanı, beni yalnızca bir hac yolculuğuna değil, aynı zamanda insanın iç dünyasına da çıkarılmış uzun bir sefere davet etti. Roman, Osmanlı döneminde yıllar sonra yeniden düzenlenen hac kervanının yolculuğunu merkeze alıyor. İstanbul'dan başlayıp kutsal topraklara uzanan bu yol boyunca farklı hayatlar, umutlar, korkular ve sırlar birbirine karışıyor. Yolculuk ilerledikçe sadece çöller ve mesafeler değil, insanların içlerinde taşıdığı yükler de görünür hâle geliyor. Kitapta tarihî atmosfer oldukça güçlü. Ancak benim için asıl dikkat çekici olan şey, kervandaki her karakterin ayrı bir hikâye taşımasıydı. Aşk, dostluk, ihanet, inanç ve fedakârlık gibi temalar, yol boyunca doğal bir şekilde işleniyor. Bir kervanın aslında ne kadar çok hayatı, duyguyu ve sırrı içinde barındırabileceğini gösteren bir roman olmuş. İskender Pala'nın dili yer yer klasik bir tat taşısa da anlatımın akıcılığı hikâyenin içine girmeyi kolaylaştırıyor. Tarihî kurgu okumayı sevenler için olduğu kadar, insan hikâyelerini seven okurlar için de keyifli bir eser olduğunu düşünüyorum. Benim için "Kervan", varılacak yerden çok yolun kendisini anlatan; sabrı, umudu ve insanın kendini arayışını hissettiren bir roman oldu.
Duygu ve Düşünce
Kervanİskender Pala · Kapı Yayınları · 20214,550 okunma
Puan vermedi·254 syf.··
2026 105. kitabı
İnsan, söyleyemediği şeylerin altını çizermiş. Sanırım bu yüzden bu kitapta en çok çizdiğim yerler, en çok hissettiğim yerler oldu. Sözcükler yazara aitti ama sessizlikleri bana... Bazı kitaplar okunur, biter ve raftaki yerini alır. Bazılarıysa son sayfayı çevirdiğiniz anda bitmez; sessizce içinizde yaşamaya devam eder. Petrikor benim için ikinci gruba ait oldu. Bu kitaba herhangi bir beklentiyle başlamadım. Büyük olaylar, şaşırtıcı kırılma anları ya da unutulmaz karakterler aramıyordum. Fakat sayfalar ilerledikçe fark ettim ki yazarın asıl derdi bir hikâye anlatmaktan çok, insanın içinde yıllardır adını koyamadığı duygulara dokunmakmış. Belki de bu yüzden kitap bende bıraktığı etkiyle öne çıktı. Okurken sürekli bir şey hissettim. Bazen özlem, bazen öfke, bazen de kaynağını tam olarak açıklayamadığım bir hüzün... Karakterlerin yaşadıklarından çok yaşayamadıkları etkiledi beni. Söylenmeyen cümleler, ertelenen adımlar, insanın kendi içinde ördüğü duvarlar ve duygularını saklamak için sığındığı sessizlikler... Kitap boyunca zihnimde en çok bunlar yankılandı. Belki de bu yüzden Petrikor benim için bir aşk hikâyesinden çok daha fazlasıydı. Buradaki aşk, kavuşup kavuşmama meselesinin ötesine geçiyor. İki insanın birbirine yaklaşmaya çalışırken kendi yaralarına, korkularına ve gururlarına takılmasını anlatıyor. Bu yönüyle son derece gerçek hissettiriyor. Çünkü bazen insanı birbirinden uzak tutan şey mesafeler değil, söyleyemedikleri oluyor. Kitabın en sevdiğim yanlarından biri de karakterlerin yalnızca "Adam" ve "Kadın" olarak var olmasıydı. Bu tercih, onları belirli kişiler olmaktan çıkarıp daha evrensel bir yere taşıyor. Bir noktadan sonra onları okumuyorsunuz; onların boşluklarını kendi duygularınızla doldurmaya başlıyorsunuz. Kendinizden bir parça buluyor, bazen bir
PetrikorJonah Axon · Limera Yayınları · 202676 okunma
Puan vermedi·640 syf.··
Beğendi
·
2026 17. kitabı
BİR MİMOZA MASALI 2: KUZEY RÜZGARI İlk kitabın o can alıcı finalinden sonra gün sayarak beklediğim o güzel hikayeye sonunda yeniden kavuştum! Kalbimin ritmini değiştiren, okurken adeta içimi bir rüzgar gibi yalayıp geçen öyle derin bir devam kitabı olmuş ki, etkisinden çıkmam epey zaman alacak gibi. Liza ve Poyraz... Onlar benim için sadece birer roman karakteri değil, adeta canımı acıtan iki yaralı ruh. Bu kitapta korunaklı sandıkları o yuvanın çatlaklarından sızan geçmişin acı gölgelerini, aile olmanın yükünü ve konuşulamayanların araya nasıl mesafeler koyduğunu o kadar derinden hissettim ki... Hele Liza’nın çocukluğundan beri sırtlandığı o ağır travmalar, ailesinin ona yaşattığı haksızlıklar karşısında dik durmaya çalışması içimi paramparça etti. Bazı sahnelerde öfkeden ne yapacağımı bilemezken, bazı sahnelerde ise gözlerim dolu dolu sayfaları çevirdim. Poyraz’ın ise o sarsılmaz, her fırtınada sevdiği kadını sarıp sarmalayan duruşuna bir kez daha hayran kaldım. Ama bu sefer masal sadece tatlı anlardan ibaret değildi; gurur ve suskunluklar araya girdiğinde aşkın nasıl büyük bir sınavdan geçtiğini gördüm. Karakterlerin arasındaki o sarsılmaz ama bir o kadar da sancılı bağı okumak çok başkaydı. Tabii sadece ana karakterler değil; Leyla ve Yağız arasındaki o tatlı yakınlaşmalar, o minik aile tablosu da hikayeye öyle güzel renkler katmış ki, her birini çok özleyeceğim. Yazar Almina, kalemiyle yine öyle ters köşe, öyle heyecan dolu bir finale imza atmış ki meraktan çatlamak üzereyim! Devamını sabırsızlıkla bekliyorum.Kalbime dokunan,bittiğinde derin bir iç çektiren harika bir yolculuktu. Emeğine, yüreğine sağlık sevgili Alminaa Almina Kesinlikle kütüphanenizin en özel köşesinde yer almayı hak eden bir seri. #birmimozamasalı #poyraz #liza #kuzeyrüzgarı
Bir Mimoza Masalı - Kuzey RüzgârıAlmina · Parola Yayınları · 202571 okunma
9/10
·560 syf.··
Beğendi
·
2026 13. kitabı
"Su hatırlar. Unutan insandır." Eskiden iyi bir Elif Şafak okuruydum. Onun kalemiyle "Aşk" romanında tanıştım, ardından sayısız kitabını okudum. Sonra aramıza mesafeler girdi ama kaleminin gücüne dair içimde hiç şüphe yoktu. Bazı yazarlara yıllar sonra dönersiniz ve ilk cümlelerinden itibaren neden onları sevdiğinizi hatırlarsınız ya... Benim için bu kitap tam olarak öyle bir geri dönüş oldu. Ve kalemini ne kadar özlediğimi fark ettim.. Tanıdık bir mahalleyi yeniden ziyaret etmek gibiydi. Elif Şafak bu sefer bizi bir su damlasının izini sürerek Mezopotamya’dan Londra’ya, geçmişten bugüne taşıyan bu romanla yolculuğa çıkarıyor. Hafıza, aidiyet, kayıp, kıyım ve insanın doğayla kurduğu ilişki üzerine katman katman açılıyor. Birbirinden uzak görünen hayatların ve zamanların nasıl görünmez bağlarla birbirine dokunduğunu okurken, hikâyenin içinde yavaş yavaş kayboldum... Elif Şafak’ın en sevdiğim yönlerinden biri, büyük meseleleri anlatırken karakterlerinin kalbine çok yönlü ve insani bir yerden dokunabilmesi. Bu kitapta da hem düşündüren hem hissettiren o sinematik anlatıyı yeniden kurmuş. Okurken keşke filmi çekilse dedim.
Gökyüzünde Nehirler VarElif Şafak · Doğan Kitap · 20251,765 okunma