İki asırdır sadece doğruluk ve iyilik konularında sorunlarımız yok. Aynı zamanda güzellik alanında da çok eksiğiz. Hayatımızda güzel davranmayı, konuşmayı, bakmayı, oturmayı kalkmayı, tartışmayı, işimizi güzelce yapmayı pek beceremiyoruz. Güzellik işlerde ve kişileri dikkate alırken dikkate aldığımız bir kriter değil. Onun için güzellik alanı demek olan sanat bizim için hayatın dışında bir meşgale... Sanatçı denen marjinal kişilerin uğraştığı bir alan... Oysa sanat, her mümi-nin doğruluk ve iyilik ile beraber sahip olması gereken bir niteliktir. Her işte, her anda, her düşüncede, her yerde... Bunu unuttuğumuz için sanat sahasındaki etkinliğimiz çok sınırlı. Sanatın hayatımızda pek yeri yok. Hatta sanatı ve sanatçıyı kuvvet ve servet aracı görmediğimiz için genellikle küçümsüyoruz. Sonra dönüp kültürel hegemonyadan bahsediyoruz.
Benim inandığım ve bağlandığım dâva, ilk insan ve ilk yol göstericinin, dünyayı dolduran inkâra karşı özgür inanç gemisinin kaptanı olan Hazreti Nuh'un Ebedî Kurtuluş Sancağını uygarlıklar başkentine diken, Ateş imtihanından geçmiş ve Kurban şifasıyla azapların zehrini eritmiş Hazreti İbrahim'in, toplumu yönetecek altın kuralları sütunlar gibi ufkumuzda yükselten ve onları kıyamete kadar tarihin levhası olarak belirleyen Hazreti Musa'nın, ölüleri dirilten, ölü gönülleri diriltici soluğun sahibi Hazreti İsa'nın ve nihayet en büyük insan, en büyük yol gösterici, bütün insanlığa ışık tutucu, fiziği ve fizikötesini aydınlatıcı Son Peygamber Hazreti Muhammed'in davasıdır.
Dâvamız ve dâva için kavgamız hakikat dâvası, hakikat savaşıdır.
Mukaddime
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَاْلاِنْسَ اِلاَّ لِيَعْبُدُونِ 1
Bu âyet-i uzmânın sırrıyla, insanın bu dünyaya gönderilmesinin hikmeti ve gayesi Hâlık-ı Kâinat
ı tanımak ve Ona iman edip ibadet etmektir. Ve o insanın vazife-i fıtratı ve fariza-i zimmeti, mârifetullah ve iman-ı billâhtır ve iz’an ve yakîn ile vücudunu ve vahdetini tasdik etmektir.
Öze yolculuk, insanın kendi hakikatine, tabiatına, fıtratına, cevherine yönelmesidir. Özünün ne olduğuna dair bir tefekkür ve tezekkür çabası içinde olmasıdır. "Ben kimim ve neden buradayım?" sorusuna cevap aramasıdır. Önüne konan moda tanımları kenara bırakacak cesareti göstermesidir. Bulmak için aramak zorunda olduğunu bilmesidir. Neyi araması gerektiğini bilmek için özüne dönme iradesine sahip olmasıdır.