Susmasını bilmeyen dil beyhude konuşur
Şemseddin Sivasî...İyiki tanımışım seni üstadım. Herkesle konuşmak yerine içindekileri yazmak, boş konuşmaktan ziyade sadece kelimeleri kağıda dökmesini en sevdiği meşgale olarak tanıdım, kitabın başlarında bu güzel insanı.
Konuşamadığın zaman insanlar seni sağır sanıyorlar, ne garip. İlla bir isim seçeceksem kendime dilsiz değil de Lâl demelerini tercih ederim. Bir eksiklik değil de bir isim gibi, noksanlıktan ziyade bir hususiyet gibi. Hatta şiir gibi; Lâl. Syf 33
Fatih Duman beyefendiye de dua ettim içimden. Bu güzel insanları herkes okusun diye kağıda döktüğü için. Okurken faydalanmaktan ziyade, okuyucaya hissettiriyor kalemi. Yazarla ilk tanışmam olduğu halde samimi ve içten anlatımı etkiledi beni. Yazar önsözünde diyor ki: "Kim Bir Müslümanın hayatını yazarsa ona yeniden hayat vermiş gibi olur" diye okumuştum. Ve Hep de öyle inandım. Onun için belki de vazgeçmedim bunları yazmaktan. Unutulmasın, hatırlansınlar diye bir dert düştü nasibime o günden. Burası beni etkiledi ve bütün kitaplarını yavaş yavaş okumaya karar verdim.
• Kitabı okurken biraz da araştırmalar yaptım tabi: (1520 - 1597) 16. yüzyılda yaşamış büyük bir Türk-İslam âlimi, mutasavvıfı, müderrisi ve şairi. Hem dini ilimlerde (tefsir, hadis) hem de edebiyatta derin izler bırakmış. Hem Türkçe hem Farsça şiirler yazmış. Divan'ının yanı sıra Mevlid, Mir'âtü'l-Ahlâk ve Süleymannâme gibi 20'den fazla eseri bulunmakta. Şiirlerinde ilahi aşkı ve ahlaki öğütleri samimi bir dille işlemiş.
Çokta güzel ünlü bir beyiti varmış eklemeden olmaz:
• Sür çıkar gayrı gönülden tâ tecelli kıla Hakk
• Padişah girmez saraya hâne ma'mûr olmadan
(__Gönlünden Allah'tan gayrı ne varsa sür çıkar ki, Hak oraya tecelli etsin. Çünkü saray temizlenip düzenlenmeden
Masal tadında bir eserdi ve verdiği tarih bilgileri kontrol ettiğimde çoğunun gerçek bilgi veya gerçeğe dayandırılmış güzel bir kurgu olduğunu gördüm bu da benim tarihî kurgu okurken en sevdiğim özelliklerden biridir yalnız yarısından sonra kitaba hacim yapsın diye konudan bağımsız küçük anektotlar eklenmiş ve bence eserin ahengini bozmuştur. Yani naçizane kitap normalde yarı hacminde olsa tam ayar olurdu diye düşünüyorum.
Mimar Sinan'ın mizaçları birbirinden farklı Nikola Davut , Dilsiz Yusuf ve Hintli filbaz Cihan isimli dört çırağı vardır. Bunlar birbirlerine haset etmesinler diye çalışmalarını birbirlerine göstermeleri ustaları tarafından yasaklanmıştır. İçlerinden Cihan bir gün dört erkek cesedi bulur. Çırak Cihan, sarayda gece duyduğu sesler üzerine girdiği bir odada öldürülmüş genç erkek cesetleri bulur ve bir duvar halısının arkasına saklanarak faillerden korunur ancak orada mahsur kalır. Bir gece bir ulak gelir ve koca Sinanı saraya çağırdıklarını söyler. Gittiği yerde aynı cesetlerle karşılaşan Sinan, içgüdüsel olarak kaldırdığı duvar halısının altında Cihan'ı bulur. Biraz sonra da Sultan Üçüncü Murat gelir. Babası Sarı Selim haremde ayağı kayarak ölmüştür. Bu cesetler de onun saltanatın bekâsı için öldürdüğü kardeşleridir. Sinan'dan daha önce babası için bir türbe yaptırmasını istemiştir ve şimdi de tüm bu cesetlerin de aynı yere gömüleceği bir türbe emri verir. Kaderin cilvesidir ki kendinin 19 oğlu da yine saltanat bekası uğruna yay kirişiyle boğdurulup aynı türbeye defnedileceklerdir.
Cihanın amcası üvey babasıdır. Annesini hamileyken dövüp hastalanıp ölmesine neden olur. Sıra Cihan'dadır ve 12 yaşındaki Cihan canını kurtarıp Çota isimli beyaz bir fille gemiyle İstanbul'a gelir. Aslında filin bakıcısı başka biridir ancak onu İstanbul'a getiren kaptan
Ustam ve BenElif Şafak · Doğan Kitap · 201314,3bin okunma
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Çankaya gibi bu eser de anektotlar şeklinde kaleme alınmıştır. Zeytindağı Kudüs'te bulunmaktadır. Yazar 1. Dünya Savaşı'nda yedek subay olup Cemal Paşa'nın emir subaylığını yapmıştır. Eseri okurken bende oluşan izlenim sürekli boşa kürek çekmiş bir milleti hissetmekti. Alâkamız olmayan, madden bir katkı alamadığımız topraklar için başka milletlerin meselelerinin ortalarında kalmış; maddî, manevî ve beşerî kayıp vermiş; Karşılığında yine kin ve ihanet almışız desek yeridir. Aslında Cemal Paşa'nın ne kadar önemli bir adam olduğunu da eserden kavradım diyebilirim. Zamanının ötesinde bilgili ve yetkili, tam bir vatanseverdir. Şatafatı sever ama yolsuzluk yapmaz, devlet malına dokunmaz. Filistin ve Suriye'de görevlendirildiğinde oraların hem iskânı hem güvenliği için profesyonelce uğraşmış hâttâ oralar kaybedildiğinde Anadolu'ya bakarak bu hizmetleri bu topraklarda yapmış olmayı dilemiştir. İstifası da Kudüs'ün düşmesi sonrasında olmuştur. Atay da Enver yerine Cemal Harbiye Nazırı olsa 1. Dünya Savaşı'na dahi girmeyeceğimizi "Keşke" diyerek anlatır. Ancak İttihat ve Terakki'nin yaptım olduculuğunun ikisinde de olduğunu aktarır. Cemal Paşa "Yok kanun, yap kanun." Enver paşa "Yaparım olur, bozarım olmaz " diyerek aslında bir arkadaşımın "İttihat ve Terakki günümüzün akp'sidir." sözünü de desteklemiştir.
Daha önce Twitter'da denk geldiğim Hicaz'a yapmak yerine Doğu vilayetlerine tren yolu yapmayı öneren düşüncenin Talat Paşa tarafından düşünüldüğü ancak buna Ruslardan izin almadan girişilemeyeceğini eserde bir anekdotla aktarır. Yine güzel bir nokta, yazar gençliğinde hayalindeki Türk devleti için Enver'in de ortadan kalkması gerektiğini düşünmektedir. Ona göre Almanya savaşı kazansa bile Enver'le birlikte Orta Çağ İslamiyet zihniyeti olanca yeşilliğiyle devam edecektir (tam
Sürekli hayal kuran minik kız bir gün abisi yüzünden hayallerini kaybeder. Ama sonunda minik kızın hayallerini yeniden bulmasını sağlayan da abisi olur. Kısa ama sıcak bir öykü. Özellikle kardeşlere birlikte okutulabilir. Abinin kardeşini üzgün görüp onunla ilgilenmesi, kardeşin de huysuzluklarıyla ailesini üzdüğünü fark edince kendi kendine bir meşgale bulması güzel örnekler. 5 yaştan itibaren okunabilir. Hatta 4 yaşın bile anlayabileceği basitlikte bir anlatımı var. Çocuğa göre karar vermek en iyisi tabii ki. İlkokul 1 ve 2. sınıfların da ilgisini çekebilir. Daha büyük yaşlar için basit kalır ama abi-kardeş/abla-kardeş birlikte okunursa anlamlı olabilir.
İÇİMİZDEKİ ŞEYTAN
(Roman)
SABAHATTIN ALİ
1907-1948 arasında yaşamış toplumsal gerçekçi sanat akımının önemli temsilcilerinden olan yazar Sabahattin Ali tarafından kaleme alınmış, yazıldığı dönemde önemli muhalif sanat girişimi bağlamında tartışma yaratmış olan İÇİMİZDEKİ ŞEYTAN romanıyla okumamıza devam ediyoruz.
İçimizdeki şeytan ifadesi toplumun hemen her kesimi tarafından bilinçli veya bilinçsiz olarak aynı veya tebili şeklinde kullanılan bir ifade olup psikoloji biliminin de üzeri de durduğu önemli bir sorunsaldır.
Sabahattin Ali romandaki kahramanların karakter sunumunda ifade ettiği şeytan kavramıyla bir önceki okumamızda Zizek’in dile getirdiği özgürlüğümüze mahkum olan insanın sığındığı bir sığınak görevini görüyor. Kendi özgürlüğünü yüklenemeyen insanın taşıdığı zincirlerin adıdır şeytan.
Sabahattin Ali hakkında yaşadığı dönemde “İÇİMİZDEKİ ŞEYTAN” yakıştırmasının yapıldığı da bilindiğinden yazarın bu romana isim verirken bir ironi yapmaya çalıştığı da söylenebilir. Zira romandaki kahramanlar da kendilerindeki kaos ve düzensizlikleri sebep olarak şeytana yığarak sorumluluktan kaçmış ve kolaycılığa başvurmuşlardır.
ROMANIN KONUSU:
Roman, insanın kendi kötülüklerinin sorumluluğunu üstlenmek yerine, bu kötülükleri içsel bir "şeytan"a yükleyerek vicdanını rahatlatma çabasını ve bu iç çatışmayı konu alıyor.
ANA TEMASI:
Bireyin iç hesaplaşması, iradesizlik, aydın çevrenin eleştirisi ve toplumsal düzene teslim oluşun yarattığı çıkmazlar işlenir.
ÖZET VE KARAKTERLER:
Macide, Ömer ve Bedri karakterleri etrafında şekillenen roman, Ömer’in iradesizliği ve kötülükleri içindeki şeytana sığınarak rasyonalize etmesini (bahane bulmasını) anlatır.
MEKAN:
Hikayenin küçük bir kısmı Balıkesir’de başlasa da, olayların büyük bölümü İstanbul’da geçer.
VERDİĞİ
İçimizdeki ŞeytanSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2019209,1bin okunma