Metafor
Anılarında saklanırken kaderime sobelendim.
Düşünce
Odysseus eve dönmek için denizdedir. Yani su, onun için hem eşik hem de hapis. Geri dönememe korkusuyla dönememe arasında onlarca yıl asılı kalıyor. Belki de bazı kahramanlar için su, dönüşümü tamamlayamadıklarında cezaya dönüşüyor — Poseidon'un öfkesi bu yüzden öyle güçlü bir metafor. Odysseus'un iç dünyasıyla yüzleştiği okuması çekici, ama Jung'cu perspektifi Homeros'a dayatmak biraz riskli. Kikloplar ve Sirenler, Odysseus'un gölgeleri olduğu kadar, Yunan dünyasında medeniyetin sınırlarını işaret eden dış tehditler. Belki daha doğru soru şu; bu iki okuma birbirini dışlar mı? Yoksa mitolojinin gücü tam da bu katmanlılıktan mı geliyor? Küçük bir itiraz; "Balinanın Karnı" şeması son derece ikna edici — ama evrensellik iddiası tartışmalı. Mono-mit, ağırlıklı olarak Hint-Avrupa ve Orta Doğu mitolojisinden besleniyor. Japon, Yerli Amerikan ya da Pasifik Adaları anlatılarına baktığımızda su eşiği çok farklı işliyor — bazen dönüşüm değil, döngü anlatıyor. Homeros’a geriye dönük bir Jung okuması dayatmak, metni anakronizm (tarih yanılgısı) tuzağına düşürme riski taşır. Antik Yunan insanı için dünyayı anlamlandırma biçimi "bilinçaltı" gibi modern psikolojik kavramlar üzerinden yürümüyordu. Kikloplar ve Sirenler, her şeyden önce Yunan medeniyetinin (polis) sınırlarını, yani barbarlığı, yasasızlığı ve doğanın evcilleştirilememiş vahşetini simgeliyordu. Polifemos’un konukseverlik yasasını (xenia) çiğneyip konuklarını yemesi, antik bir dinleyici için psikolojik bir gölgeden ziyade, medeniyetten uzak olmanın getirdiği ahlaki ve toplumsal dehşetti. Ancak bu iki okuma birbirini dışlamak zorunda değil; aksine mitin gücü tam da bu mikrokozmos ile makrokozmos arasındaki aynalıkta saklı. Antik Yunan’da sitenin (şehrin) sınırları ile insan aklının (logos) sınırları paralel düşünülürdü.
Felsefe
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Yayınevlerine Küçük Bir Öneri
Eğer kitap hayal kırıklığı ise baskılarını, kapağını, kağıt kalitesini vb incelemeye almam, umursamam. Bir kitapta benim için en önemli olan şey kitabın kendisi, yani yazarın yazdıklarıdır. Kitabı beğenirsem işte o zaman diğer noktaları incelemeye alırım. Bu nedenle yayınevleri sahte reklamlar için influenza* kovalayacaklarına iyi editörlerle, iyi yazarları bulmalı. İyi kitap, bugün ya da yarın, öyle ya da böyle bir şekilde parlar. * Metafor
1000Kitap
Van Gogh tribi
senin bir yolun var, önüne bakar gidersin bense yolun bitmiş tükenmiş haliyim benim yeryüzümde açan çiçekler çabuk solar güneş bir an önce batmak için düşler kurar senin toprakların verimli, sulak bir arazidesin benim arazimin her tarafı engebe, azıcık kısmı berrak oraya ne ekeceğim diye düşünür ne ekeceğimi bulamadan uykuya dalarım maskelerin eşiğinde yaşadım kimliksiz bir şekilde, kiralık eşeğimin üzerinde gideceğim oyunculuk dersinde sınıfta kaldım hiçbir zaman geçmek için yollar aramadım sen büyük, yüce, aklı toplumla özdeş kadın ben imge yüklü, benzerlik madenimden metafor çıkarırım sen güçlü, şehvetli, tutkulu kadın sence imge işçiliğim nasıl? Fuat Adıgüzel
Cahiliye Devri ve Hakk Ehli Üzerine
Sevgili arkadaşlar, genel olarak yanlış bilinen bir konuya değinmek istiyorum. Cahiliye Devri yani Cehalet Devri Orta Çağ gibi geçmişte kalmış bir devir değildir, bu geçmişte kalmış ve geçmişte yaşayan dinsel anlayışın yanlış kabulüdür. Muhammed Mustafa, döneminde halkına kendilerinin bir de ruh yönü bulunduğunu, aslında tam olarak o yönden müteşekkil olduklarını öğrettikten sonra, muhtemelen önceki içinde bulundukları hâle bu ismi takmışlardı. Yani Cahiliye Devri Muhammed geldiğinde ancak küçük bir azınlık için son buldu, bugün insanların çoğunluğu hâlâ kendilerini yalnızca bedenden ibaret kabul ederek ve bedenin dürtülerinin esiri olarak Cahiliye Devri içinde yaşamlarını sürdürme gayreti içindelerdir. 'Cahiliye Devri' Sokrates tarafından da mağara alegorisi dedikleri anlatıyla tarif edilmişti. Sokrates'in anlattığı o mağara, beden, daha doğrusu zihindir. Yani Sokrates'in anlatısı bir alegori, bir metafor değildi, hakikatin ta kendisiydi. Zaten ruh âlemini de İdealar Âlemi olarak tarif eden yine Sokrates'ten başkası değildi. Zira yüksek ihtimalle Sokrates de bir peygamberdi zaten. İşte insan biraz yüzünü bu dünyadan çevirip ruha yöneltse, Allah'ın peygamberlerinin farklı kelimelerle tarif ettiklerinin aynı şeyler olduğunu anlayabilir. Ne anlattığımı buradan tam hâliyle okuyabilirsiniz: Cahiliye Devri ve Hakk Ehli Üzerine insanveisleri.blogspot.com/2026/06/29-cahi... İyi okumalar dilerim.
Tek Kişilik Hanelerin Türkiyesi
🏡Toplumsal aklın asıl başarısı, boş sandalyenin etrafındaki duvarları kalınlaştırıp yalnızlığı yönetilebilir kılmak değildir; insana, o sandalyenin yanına bir sandalye daha çekebilecek güvenceyi, cesareti ve şefkati sunabilmektir. Artık yadırgamıyoruz; zihinsel eşik tam da bu kanıksama anında aşılıyor. Bir kahvecinin köşe masasında, kulaklığıyla dış dünyayı paranteze almış, ekranının loş ışığına eğilmiş genç bir siluete baktığımızda ne hüzünlü bir kimsesizlik görüyoruz ne de sıra dışı bir durum; o sadece orada, kendi özerk adacığında varlığını sürdürüyor. Tek kişilik akşam yemeği paketleri, tatil programları ya da tek sandalyeli masalar artık birer toplumsal acıma nesnesi değil. Sosyal medyanın o yüksek kontrastlı pencerelerinde solo hayat estetiği, pürüzsüz bir özgürlük anlatısı olarak sergileniyor: Tasarım harikası nesnelerle donatılmış kırk metrekare, kimseye hesap verilmeyen pazar sabahları, o korunaklı sessizlik… Bu söylemin yeni nesil üzerinde yadsınamaz bir çekim gücü var. Fakat dışarının gürültüsü kesilip kapı kapandığında, o mutlak özerklik alanı aniden duvarları üzerimize doğru gelen, insan sesinin yankılanıp yine kendine döndüğü bir yalıtılmışlığa tahvil olabiliyor. __Bu korunaklı alanların kapısını aralayıp güncel verilere baktığımızda, karşımıza konforlu bir bireyleşme lüksü değil, yapısal bir sıkışma ve mecburiyet alanı çıkıyor. Türkiye’de tek kişilik hanelerin 2025 itibarıyla %20,5’i bulup 5,5 milyonluk devasa bir kütleye ulaşması, doğurganlık hızının 1,51’in altına düşmesi ve kitlesel boşanma dalgaları, tekil birer demografik sapma değil. TÜİK’in aile, kadın ve gençlik verilerini bir arada okuduğumuzda, bu yalnızlaşma eğiliminin arkasındaki fay hatları berraklaşıyor. Kadın, eğitim ve istihdam yoluyla güçlendikçe geleneksel asimetrik yükleri
Makale|Yazı