Tolstoy’un gençlik dönemi eserlerinden biri olan Kazaklar, okuduğum en doğal, en içten ve en özgür hissettiren kitaplardan biri oldu. Hikaye, 1850’lerde Kafkasya’da, Rus subayı Olenin’in dağ köyüne Kazakların yaşadığı yerlere tayin olmasıyla başlıyor. Şehirli Olenin burada tamamen farklı bir dünyaya adım atıyor. Sade, özgür, doğayla iç içe yaşayan Kazakların arasına. Olenin, Maryanka’ya âşık oluyor, Kazakların yaşam tarzına hayran kalıyor, hatta “Ben de onlardan biri olmak istiyorum” diyor. Ama Tolstoy çok ustaca gösteriyor ki, insan ne kadar isterse istesin, doğduğu yerin izlerini tamamen silemiyor. Olenin’in o iç çatışması hem özgürlüğe özenmek hem de kendi dünyasından kopamamak o kadar gerçek ki... Kitabın dili sade, tasvirleri muhteşem. Kafkas dağları, nehirler, Kazakların günlük hayatı, at binmeleri, şarkıları... hepsi öyle canlı ki, sayfaları çevirirken sanki oradaymışsın gibi hissediyorsun. Özellikle Maryanka’nın güçlü, bağımsız karakteri çok etkileyici. Çeviri yine harika. Mazlum Beyhan’ın eli değmiş. Dil akıcı ve Tolstoy’un o gençlik enerjisini kaybetmemiş.