Bazen Tolstoy'un İvan'ı olur, yalnızlığa terk edilirsin. Raif Efendi'nin Maria'sı gibi sevilmek, Dostoyevski'nin Yeraltı'sına inip orada yaşamak istersin. Bazen de Victor Hugo'nun idam mahkumu olup nedensiz bir ölüme gidersin. Camus'un Meursault'su gibi kendi hayatına yabancılaşır, Oğuz Atay'ın Selim'i gibi kelimelerin ağırlığı altında ezilirsin. Birini sevip aşkından yanarken Stefan'ın bilinmeyen kadını olur, aşkını mektuba dökersin. Nazım'ın Piraye'si olur aldatılırsın. Turgut Uyar'ın Tomris'i olur, bozuk saat misali yüreğinin durduğu yerde olursun. Werther gibi yanlış kişiye vurulur, kalbinin kime kapılacağını kestiremezsin. Ve en sonunda Zebercet gibi, hiç gelmeyecek bir yolcuyu ömrün boyunca beklersin.
Zülfü Livaneli Cezaevinde yatmış olan edebiyat karakterlerini gözümün önüne getirmeye çalıştım. Ranzanın bir ucuna Meursault ‘u oturttum,onun yanına, aralarında Fransızca konuşsunlar diye Jean Valjean’ı yerleştirdim. Biraz ötede Katyuşa ile Raskolnikov fısıl fısıl Rusça konuşuyorlardı, herhalde Nehludov‘un ziyaretinden söz ediyorlardı.Keşanlı Ali duvarın dibine ilişmişti, Dr. B ise zihninden satranç oynuyordu Kardeşimin Hikayesi
Genel Kültür
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Roman karakterleri:
1.Santiago 2.Mümtaz 3.Meursault 4.Drogo Sizce?(dizi-film karakterleri de olabilir)
İnceleme Değil, İncinme: 8Kitap 8Karakter, Ben Tek
Bölüm 1 - Dünyanın Ortasında Toplananlar Ekvator çizgisinin geçtiği yerde, Ciudad Mitad del Mundo (Dünya'nın Ortası) geceleri bambaşka bir sessizliğe bürünüyordu. Gündüz turistlerin, fotoğrafların ve rehber seslerinin doldurduğu alan, gece olduğunda sanki kendi varlığını geri çekiyor, geriye yalnızca taş ve boşluk kalıyordu. Anıtın önündeki merdivenler bu boşluğun en görünür yeriydi. Bu merdivenlerde oturanlar sıradan insanlar değildi. Her biri farklı bir romanın içinden çıkıp gelmişti ve her biri kendi zamanını geride bırakmıştı. En üst basamakta Meursault bulunuyordu. Yabancı adlı eserin bu karakteri, Albert Camus’un anlattığı dünyadan kopmuş gibi değil, o dünyayı hiçbir zaman tam olarak kabul etmemiş gibi duruyordu. Biraz aşağıda Yeraltı Adamı vardı. Yeraltından Notlar içindeki bu figür, Fyodor Dostoyevski’nin dünyasından çıkmış ama oradan tamamen ayrılmamıştı, hala kendi zihniyle çatışıyordu. C. Aylak Adam içinden gelen bir başka yalnızlıktı. Yusuf Atılgan’ın karakteri dünyaya karşı mesafesini bir tavır gibi taşımıyordu, daha çok doğal bir uzaklık gibi yaşıyordu. Selim Işık ise Tutunamayanlar dünyasının merkezindeki kırılmayı taşıyordu. Oğuz Atay’ın kurduğu o iç ses, burada bir beden haline gelmişti. Alt basamaklarda Raif Efendi ve Kemal vardı. Biri Kürk Mantolu Madonna içinde sessiz bir aşkın taşıyıcısıydı, diğeri Masumiyet Müzesi içinde hatırayı nesneye dönüştüren bir hafızaydı. Daha aşağıda Raskolnikov ve Ömer yer alıyordu. Suç ve Ceza ve İçimizdeki Şeytan üzerinden gelen bu iki karakter, düşünce ile eylem arasındaki gerilimi temsil ediyordu. Merdivenlerin orta kısmında Ravi, gölgede Hiç ve en alt basamakta Münzevi vardı. Ben ise merdivenlerin başlangıcında, bu yapının hem dışında hem içinde duruyordum. Bu düzen, aslında bir karşılaşmadan çok bir
Alber Camus - Yabancı
🎥 ADAPTASYON: KADRAJ vs. SAYFA ANALİZİ ​🔺 Eser: Yabancı 🔹 Uyarlama: Lo Straniero (Luchino Visconti, 1967) ▫️ ​1. Ruhun Yansıması: Kitabı okurken zihninizde canlanan ana karakter ile ekrandaki oyuncu ne kadar örtüşüyor? (Fiziksel değil, ruhsal derinlik açısından.) ​🔸 Cevap: Marcello Mastroianni harika bir oyuncu olsa da, onun ekrandaki varlığı kitaptaki Meursault’ya göre fazla "farkında" ve entelektüel kalıyor. Kitaptaki Meursault, adeta bir bitki ya da hayvan gibi sadece anı ve duyuları yaşar; felsefi duruşunu bir manifesto gibi taşımaz. Mastroianni’nin gözlerinde ise topluma karşı bilinçli bir meydan okuma, gizli bir melankoli ve hüzün seziyorsunuz. Bu da kitaptaki o saf, hiçbir şey aramayan ve hiçbir şeyi umursamayan "boşluk" hissinin ekranda biraz gölgelenmesine neden oluyor. ​▫️ 2. Kayıp Parça: Filmin süresi veya kurgusu nedeniyle dışarıda bırakılan hangi sahne, hikayenin anlamını en çok zayıflatmış? ​🔸 Cevap : Meursault’nun annesinin kaldığı huzurevinde geçirdiği o ilk gece ve ertesi günkü cenaze yürüyüşü filmde var ama kitaptaki o uzun, boğucu detaylar kırpılmış. Kitapta saatlerce süren o monoton yürüyüş, asfaltın kokusu, yaşlıların çıkardığı tuhaf sesler Meursault’nun zihnini ve dolayısıyla okuyucuyu felç eder. Film bu sahneleri hızla geçmek zorunda kaldığı için, seyirci Meursault’nun "duyarsızlığını" değil, sadece "yorgunluğunu" görür. Bu da hikayenin varoluşsal temelini biraz zayıflatıyor. ​▫️ 3. Görsel Güç: Kitapta onlarca sayfa süren hangi duyguyu veya atmosferi, yönetmen tek bir kareyle veya müzikle daha etkili anlatabilmiş? ​🔸 Cevap : Kumsaldaki cinayet anı. Camus kitapta o boğucu sıcağı, alna saplanan güneş ışığını ve gerilimi sayfalarca anlatmak için kelimelerle adeta savaşır. Yönetmen Visconti ise o sahnedeki aşırı parlak, neredeyse kör edici beyaz ışık
Edebiyat
▪️ PARADOKS SEANSI: Kitap adı : Yabancı ▫️ ​Vaka: Meursault’nun işlediği cinayet tamamen kaçınılmaz bir doğa olayının (güneşin ve sıcağın) getirdiği anlık bir cinnet halidir; dolayısıyla Meursault bir katil değil, trajik bir kurbandır. 🔸 ​1. Savunma Hattı: Çoğunluğun aksine, bu iddiayı destekleyen en güçlü kanıt kitaptaki hangi olay veya cümledir? ​Kitaptan Kanıt: Romanın mahkeme sahnesinde Meursault'nun cinayetin sebebi sorulduğunda doğrudan ve dürüstçe verdiği o meşhur yanıttır: "Bütün bunlar güneş yüzünden oldu." Ayrıca olay anında kumsaldaki o boğucu sıcağın, denizin üstünden yansıyan ışığın bir kılıç gibi alnına saplanmasının ve gözlerini kör eden o ışığın tasviri, bilincinin tamamen devre dışı kaldığını ve doğanın baskısına boyun eğdiğini kanıtlar niteliktedir. 🔸 ​2. Gözden Kaçan Kusur: Herkesin hayran kaldığı o meşhur sahnenin aslında kurgusal bir hata veya mantıksızlık içerdiğini nasıl kanıtlayabiliriz? ​Kurgusal Kusur: Kumsaldaki cinayet anında Meursault’nun tetiğe ilk kez basmasının ardından, hiçbir mantıklı sebep yokken yerde hareketsiz yatan bedene dört kez daha ateş etmesi rasyonel ve felsefi bir açıklamayla uyuşmaz. Eğer ilk atış güneşin ve anlık cinnetin getirdiği bir refleks ise, sonraki dört atış bilinçli bir eyleme veya Camus'nün sırf hikayeyi idama (toplumun gözündeki canavarlığa) götürmek için karakteri zorladığı kurgusal bir manipülasyona dönüşür. Karakterin o ana kadar kurulan uç kayıtsızlığı, o dört ekstra atıştaki ısrarla mantıksal bir çelişki yaratır. 🔸 ​3. Zamanın Sınavı: Bu kitap 50 yıl sonra okunduğunda, bugünün "başyapıtı" olarak mı anılır yoksa "çağı geçmiş bir hata" olarak mı? Neden? ​Zamanın Sınavı: Yine bir "başyapıt" olarak anılacaktır fakat bugünkünden çok daha farklı bir kulvarda. Geleceğin dijitalleşmiş, duygulardan arındırılmış ve
Edebiyat