Ra

Ra
@meursaultttr
Yarayla alay eder yaralanmamış olan
Puan vermedi·160 syf.··
2025 28. kitabı
Han Kang’ın bu romanı, ilk bakışta bir kadının “et yemeyi bırakma kararı” üzerinden ilerleyen bir hikaye gibi görünse de, bu kararın ardında çok daha katmanlı, karanlık ve içe kapalı bir dünyayı barındırır. Ancak bu katmanların çoğu, kitabın en çok eleştirilen yönünü de oluşturur: bilinçaltının açıklanmaması, karakterin iç dünyasının flu kalması. Romanın merkezinde yer alan Yonğhe, bir gün rüyasında kanlı bir görüntü görür ve ertesi sabah et yemeyi bırakır. Ne ailesine ne eşine bu kararı detaylı şekilde açıklamaz. Bu karar, zamanla onun hayatını, evliliğini, bedenini, kimliğini ve hatta akıl sağlığını paramparça eder. Ancak roman, bu değişimin nedenlerine doğrudan bir açıklama sunmaz. Bu noktada bizleri ikiye bölen bir durum oluşur: Kimimiz bu suskunluğun sanatsal bir tercih olduğunu düşünürken, kimimiz ise anlatının eksik kaldığını hisseder. Ben de ikinci gruba daha yakınım. Karakterin içsel dünyasını anlamak için elimizde yeterince ipucu bulunmuyor; rüyalar, kararlar ve davranışlar arasında kurulan bağ zayıf kalıyor. Yonğhe’nin rüyaları, kitaba göre onun et yemekten vazgeçmesinin ana sebebidir. Ancak bu rüyalar ne gelişir ne de derinleşir. Simgesel olmalarına rağmen, karakterin geçmişiyle, yaşadığı travmalarla ya da bastırdığı duygularla nasıl bir bağ kurdukları belirsizdir. Oysa ki bu kadar radikal bir kararın arkasında güçlü bir psikolojik arka plan bekleriz. Kitap bu boşluğu bilinçli bırakmış gibi görünse de, okuyucunun karakterle bağ kurmasını zorlaştırır. Dış gözlerden anlatılan, sesini hiç duymadığımız bir karakterin içsel dönüşümünü anlamak mümkün olmaz. Bu da Yonğhe’nin sessizliğini anlamlandırmaktan çok, sadece seyretmemize neden olur. Öte yandan, Vejetaryen’in belki de anlatmak istediği tam da budur. Yonğhe, dünyayı ve düzeni anlamaya çalışan bir
VejetaryenHan Kang · April Yayıncılık · 20259,8bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Puan vermedi·318 syf.··
2025 26. kitabı
Semerkant, iki farklı dönemde geçen iki ayrı hikayenin yapıtı. İlk bölümde, 11. yüzyılda yaşayan şair ve filozof Ömer Hayyam’ın hayatına tanık oluyorken Rubaiyat’ını yazma süreci, Selçuklu İmparatorluğu’nun siyasi ortamı ve Hayyam’ın Hasan Sabbah ve Nizamülmülk gibi tarihi figürlerle olan ilişkisi anlatılıyor. Hayyam, bilim ve felsefeye merakıyla özgür ruhlu bir karakter olarak öne çıkıyor ve Maalouf, onun dünyasını büyük bir ustalıkla işliyor. İkinci bölümde ise zaman ilerliyor ve 19. yüzyılın sonları ile 20. yüzyılın başlarına geliyoruz. Burada, Rubaiyat’ın kayıp el yazmasını arayan Benjamin Omar Lesage’in hikayesiyle karşılaşıyoruz. İran’ın modernleşme süreci, anayasal hareketler ve yabancı devletlerin etkisi gibi konular bu kısımda işleniyor ancak bu iki hikaye arasında doğrudan bir bağlantı kurulmaması, romanın en zayıf noktalarından biri oluyor. Hikayeleri birbirine bağlayan tek şey Rubaiyat el yazması, ancak karakterler arasında güçlü bir bağ bulunmuyor. Eğer modern dönemdeki karakterlerin Ömer Hayyam ile doğrudan bir ilişkisi olsaydı veya geçmişin izleri günümüze daha güçlü şekilde yansıtılsaydı, roman çok daha etkileyici olabilirdi. Bu eksiklik, kitabın genel atmosferini bozmasa da, okuyucunun hikayeler arasında daha sıkı bir bağ kurmasını zorlaştırıyor.
SemerkantAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 202574,9bin okunma
susanlara
Puan vermedi·264 syf.··
2025 24. kitabı
Sözcüklerin arasına saklanmış, belki de söylenemeyen ama okuyan herkesin hissettiği bir gerçeklik: Kara Sis. Bu romanı okurken kelimelerin peşine düşmek yetmiyor. Çünkü bu hikaye, sadece kelimelerle değil, kelimeler arasındaki boşluklarla da anlatılıyor. Barana'nın sessizliği mesela… Bir adamın sustuğunda bile anlatmaya devam edişi. Onun gözlerinden süzülen cümleleri duymak için gerçekten okumayı bilmek gerekiyordu. Çünkü Kara Sis sıradan bir hikayenin değil, bir bulmacanın romanı. İpuçları sayfaların arasında, bazen bir kelimenin gölgesinde, bazen de bir karakterin bakışlarında saklı. Karakterler birer mahkumdu ama sadece dört duvar arasında sıkışıp kalmış insanlar değillerdi. Kendi geçmişlerinin, vicdanlarının, hatalarının tutsağıydılar. Onları anlatırken her birinin ruhuna sızmak, onların dünyasını tek bir cümleyle anlatabilmek önemliydi. Çünkü bir mahkumun hikayesi sadece işlediği suçtan ibaret değildir; en büyük suç bazen insanın kendi içine gömdüğüdür. Gizli olanı açığa çıkarmamak, bazen anlatmanın en güçlü halidir. Kara Sis bu yüzden dümdüz okunacak bir roman değil. O, katman katman açılan, her defasında farklı bir yüzünü gösteren bir metin. Belki de en büyük büyüsü budur. İlk bakışta sıradan bir hapishane hikayesi gibi duran romanın, aslında insan ruhuna dair ne kadar derin bir anlatı sunduğunu fark etmek, belki de en büyük keşiftir. Bu kitap, kelimelerle değil, kelimeler arasındaki sessizlikle de konuşuyor. Eğer doğru yerlerde durup dikkat kesilirseniz, belki de en büyük sırrı siz çözersiniz. "Karasiste kaçacağım. Sis olursa yılbaşında ordayım. Taşkale 3 km'de bekle."
Kara SisKemal Varol · Everest Yayınları · 20211,426 okunma
Bahse girelim
Puan vermedi·55 syf.··
2025 23. kitabı
Bahis, dört hikayeden oluşan kitabın belki de en sarsıcı, en çok düşündüren anlatısıdır; çünkü sadece bir odada geçirilen yılları, bir adamın içine dönmesini ve bilginin dünyasında kaybolmasını anlatmakla kalmaz, aynı zamanda biz okuyucuların, özgürlük dediğimiz şeyin ne olduğunu bir kez daha sorgulamasına yol açar. Çehov’un diğer hikayeleri de insan doğasının çeşitli yönlerini resmeder, fakat Bahis, insanın zamanla, yalnızlık içinde değişmesini, arzularını ve hırslarını kaybetmesini, sonunda ise hakikatin peşine düşmesini anlatarak bir tür varoluş meselesine dönüşür. Peki, insan için asıl önemli olan şey nedir? Para mı, bilgi mi, özgürlük mü? Hikayede banker, paranın gücüne inanırken, avukat yıllar içinde bilgiyi, yalnızlığı ve kendini keşfetmeyi seçerek bambaşka bir yolculuğa çıkar. Önce eğlenmek için kitaplar okur, sonra daha derinlere iner, dünyayı farklı dillerden ve düşüncelerden keşfetmeye başlar. Oysa banker, tüm bu süre boyunca aynı kalmış, sahip olduklarını kaybetme korkusuyla daha da hırslanmış, kendi içine kapanmış ve sonunda paranın efendisi değil, esiri haline gelmiştir. Avukat ise kazandığını düşündüğü anda, tüm bunların anlamsız olduğunu fark ederek her şeyden vazgeçer. Ve böylece hikaye, insana özgürlüğün gerçekten ne olduğunu düşündürmeye başlar: Özgürlük, yalnızca zincirlerden, kapılardan, duvarlardan kurtulmak mıdır, yoksa insanın kendi arzularından, maddi hırslarından sıyrılarak içsel bir bilgelik kazanması mı? Çehov’un gösterdiği gibi, bazıları bu soruların cevaplarını parayla, bazıları ise yıllarca süren yalnızlık içinde bilgiyle arar. Ama kim gerçekten özgürdür?
BahisAnton Çehov · Can Yayınları · 2021108 okunma
ŞENLİK
Puan vermedi·550 syf.··
2025 21. kitabı
Bir adam düşünün: Ülkesini yıllar boyu demir yumrukla yönetmiş, kendisini ulusun babası, tek ve vazgeçilmez lideri olarak görmüş bir diktatör. Bir adam düşünün: Öylesine kudretli olduğuna inanıyor ki, her hareketini izleyen, en küçük sadakatsizliği bile cezalandıran bir gölge gibi halkının üzerinde dolaşıyor. Ve sonra, bir an geliyor, o kudretli adamın etrafındaki çember daralmaya başlıyor. Sadakat yemini etmiş adamları bile artık ondan nefret ediyor. Rafael Trujillo’nun, Dominik Cumhuriyeti'nin mutlak efendisinin, düşüşünü anlatıyor bu şenlik. Ama bu yalnızca bir diktatörün ölüm hikayesi değildir. Bu, baskının nesiller boyunca süren yankılarının, insanların korku içinde yaşadığı ama yine de özgürlüğe susadığı bir ülkenin hikayesidir. Urania Cabral’ın gözünden, baskının bir insanın ruhunda nasıl silinmez izler bıraktığını görürüz. O, yıllar sonra ülkesine döndüğünde, yalnızca hasta bir babayla değil, geçmişin hayaletleriyle de yüzleşir. O geçmiş, yalnızca siyasi bir rejimin değil, insanların ruhlarını da şekillendiren bir korku düzenidir. Ve sonra, o unutulmaz gecede buluruz kendimizi: Trujillo’nun arabası, onu bekleyen suikastçilerin kurduğu pusuya yaklaşmakta. Kimileri onu kahramanca devirdiğini düşünecek, kimileri ise onun ölümünün bile ülkedeki dehşeti bitirmediğini fark edecektir. Çünkü diktatörler öldüğünde bile, yarattıkları korku kolay kolay ölmez. Teke Şenliği, yalnızca bir liderin değil, bir dönemin anatomisidir. Gücün en tepesine çıkan bir adamın nasıl yavaş yavaş eridiğini, onu putlaştıranların bile ondan nefret etmeye başladığını, baskının ardında bıraktığı enkazı anlatır. Hiçbir diktatör, sonsuza kadar yaşayamaz.
Teke ŞenliğiMario Vargas Llosa · Can Yayınları · 20201,603 okunma