“Bu defa novella yazdım, galiba” diye duyurduğu bir kitap olur Çiçeklenmeler, Melisa Kesmez’in. Biraz yazarı tanımak için röportajını dinleyeyim dedim ve orada “Bunu yazmalıyım dedirten şey nedir?” sorusu sorulur Kesmez’e. Der ki: “Yalnızlığı seven biriyim. Kendi kendime çözmeyi severim hayatı. Bu beni yazmaya itti.” Belki de duyguları bu kadar iyi ve duru bir dille yazıya aktarabilmesi insanlardan kendini arındırıp hayatı yalnız başına çözmeye çalışmasından kaynaklıydı.
Kitap açılırken en sevdiğim yönetmen Angelopulos’un bir filminden replikle başlar. “Tanrı’nın yarattığı ilk şey yolculuktur.” Kitapta başkarakterimizin kendi içine yaptığı bir yolculuktan bahsedeceğinden repliğin devamını vermez ama bu repliğin devamı da çok hoştur. “… Bunu şüphe takip eder ve sıla hasreti.”
---spolier---
Okumaya başlayınca başkarakterin bir küçüklüğünden kesit görürsünüz, bir şu andan, bir de bakmışsınız bir yerde birleşivermiş bu kesitler. Annesi ölüp babası tekrar evlenince hiç çocukları olmayan teyzesine evlatlık verilen Türkan’ın 48’inde yeniden doğma hikayesidir, Çiçeklenmeler. Jung’un dediği: “Hayat gerçekten kırkından sonra başlar, ondan öncesi sadece araştırmadır.” Cümlesidir sanki kitap. Karşısına çıkan adamı (Orhan) sorgusuz sualsiz kabullenmiş, evlilikte verileni kafi görmüş, bir sürü şey olan aslında hiçbir şey olmayan bir evde evliliğini idame ettiren bir kadındır, Türkan. Orhan’ın ikinci karısıdır fakat Orhan, Türkan’ın ilk aşkıdır. Orhan’ın aslında başka bir dünyaya ait olan ilk eşi Rüya, evliliklerinin ikinci yılında Londra’ya okumaya gider ve bir daha dönmez. Rüya’dan sonra Orhan’ın Türkan’a gelişini çok güzel betimler yazarımız.
“… Nefis bir gemiyle büyük umutlarla açıldığı deniz yolculuğunda fırtınanın alasını yaşamış, fena biçimde alabora olduğunu sandığım bir