“Severek evlendik. Ailemin itirazlarına aldırmadım. Neden yapıyor bunu, bir türlü anlayamıyorum. Onu mutlu etmek için her şeyi yapıyorum.. Bir önceki dayağın nedenine bakıp onu yapmamak için büyük bir gayret gösteriyorum. ‘Çorba sıcak’ diye çıkmışsa çorbayı orta ayarda ısıtıyorum. ‘Bulaşıklar yıkanmamış diye çıkmışsa, ortalıkta bir tek bulaşık göremezsiniz. ‘Bu hafta çok masraf ettin’ diye çıkmışsa, ertesi haftalarda pazarın akşam saatini bekliyor, ucuzluk vakti gelince seçilmiş, çürük sebze ve meyvelerden alıp, onları ayıklamak için saatlerce uğraşıyorum. ‘Aman bir sorun çıkmasın da yaparım, ne olacak!’ diyorum kendi kendime. Anneme gittiğimi istemiyor, gitmiyorum.
Bir gün eve on dakika geciktim, hemen başladı dövmeye. Çok kıskanç, ‘Perde kımıldadı, gelirken gördüm, dışarı bakıyordun değil mi’ deyip dövdü bugün, pencereye dahi yaklaşmadım.. Ama kocam eve geliyor bu kez köşedeki dolabın görünmeyen bir yerine parmağını sürüp: ‘Bu ne toz! Sen temizlik yapmasını bilmez misin be kadın!’ diye bağırmaya başlıyor, karşılık verecek olsam, 'Zaten son günlerde iyice azıttın, cevap vermeler falan, senin bir hakkını vereyim de gör!’ deyip, üstüme saldırıyor.
Bin bir türlü hakaret, hem de çocukların yanında!. Bir zamanlar duyduğumda, yüzümün kızardığı sözler şimdi her gece her fırsatta bana söyleniyor. Bir de isim takması var. Herkesin içinde ve her fırsatta ‘şişko’ aşağı ‘şişko’ yukarı. ‘Sen de kadın mısın be! Eğer sen kadınsan, ben de cumhurbaşkanıyım!' Çocuklara sürekli beni kötülüyor ve aşağılıyor: ‘Anneniz biraz aptaldır, anlamaz’, ‘Anneniz nankördür, kancığın tekidir..."
Bir de bunları yapıp gece yatmaya kalkıyor. 'Ne yapalım, ben böyleyim, istersen! Hem sen benim karım değil misin, ben istediğimde altıma yatmak zorundasın'. Yine sesimi çıkarmıyorum, istediğini yerine