İnan bana, ben bu dedikoduların hiçbirine zerre kadar inanmıyorum. Yüzüne baktığım zaman hiçbirine inanasım gelmiyor. Günah insanın yüzüne vurur; gizlenemez. Hani insanların gizli kapaklı kötülüklerinden, günahlarından bahsedilir ya, öyle bir şey yok. İnsan kötülük ettiğinde ağız kıvrımlarından, düşük gözkapaklarından, hatta ellerinin durușundan bile ele verir kendini.
Bununla birlikte hiçbir şey ruha, sevgi dolu ve güvenilir bir dostluk kadar zevk vermez. Hazır bekleyen yüreğine her sırrını güvenle teslim edebileceğin, kendi bildiğine kıyasla bilgisinden daha az korktuğun, sohbetiyle endişeni azaltan, fikriyle kararına yardımcı olan, neşesiyle kederini dağıtan ve görüntüsü bile hoşuna giden dostlara sahip olmak ne büyük bir lütuftur!
Elbette olabildiğince bencil arzulardan arınmış olanları seçmeliyiz; çünkü kusurlar yayılır, temas edilen en yakın kişilere hızla geçer ve zarar verir. Bu nedenle, nasıl ki salgın zamanlarında hastalık bulaşmış, vücutları iltihaplanmış kişilerin yanında oturmamaya özen göstermemiz gerekiyorsa, zira onların soluğu bile tehlikeli olabilir, aynı şekilde dostlarımızı seçerken de karakterlerine dikkat etmeliyiz ki en az lekeye sahip olanları seçebilelim; sağlıklı olanların hastalarla bir araya gelmesi hastalığın başlangıcıdır.
Bazılarımız zamanı tutumlu, bazılarımız savurgan, bazılarımız hesabını verebilecek şekilde, bazılarımız da geriye hiçbir şey kalmayacak şekilde (bundan daha rezil hiçbir şey yoktur.) kullanır. Çoğu kez çok yaşlı bir adamın, uzun süre yaşadığını gösteren yaşından başka bir kanıtı yoktur.
Talihli durumlar avama ve bayağı zihinlerde nasip olur fakat felaketleri ve ölümlü korkularını boyunduruk altına almak büyük bir adama özgüdür. Bununla birlikte sürekli mutlu olmak ve yaşamı herhangi bir ruh acısı olmadan geçirmek, nesnelerin doğasının öteki yarısını bilmemektir.