Dünyadaki doğru yerimin kendimin dışında bir yer olduğu ortaya çıktı, orası benim içimde olsaydı bile tam yerini saptayamazdım. Bu, kendimle kendim olmayan arasındaki küçücük delikti ve hayatımda ilk kez bu hiçbir yeri tam dünyanın merkezi olarak görüyordum.
Ama zaten bildiği için böyle oluyor, onunla mücadele etmek demek, onu kabul etmiş olmak demek, hayır demeyi istemek çoktan evet demek anlamına geliyor.
Paul Auster’a New York Üçlemesiyle başlamak istemiştim. İyi ki de öyle yapmışım. Sadece postmodern bir polisiye kitabı okuyacağım diye başlamıştım aslında ama kitap bana bundan çok daha fazlasını verdi.
Kendi hayatından memnun olmayan, başka bir yazar kimliği yaratıp kitap yayınlayan bir baş karakterimiz var. Sadece tek bir kimlikle kalmıyor ve olayların akışıyla yazdığı romandaki karakterin kimliğiyle, sonrasında da bir dedektifin (dedektif sandığı ama aslında yazar olan bir adamın) kimliğini özümsüyor. Bence burada çok iyi bir üst kurmaca tekniği kullanılıyor. Karakterin bir amaç için çıktığı yolda bu kimlikler içinde nasıl kaybolduğunu okuyoruz.
Başka kitaplarla ilgili konuşmalar ve değinilen konular diyaloglarla çok başarılı işlenmiş. Ara vermeden seriye devam edeceğim.