irem sura

irem sura
@mildramo
Kitaplara dillere filmlere tutkun
Üniversite Öğrencisi
39 okur puanı
Şubat 2018 tarihinde katıldı
@mildramo·
·
sabitlendi
Atticus haklıydı. Bir keresinde, kendinizi bir adamın yerine koymadıkça, o adamın yerinde olmanın nasıl bir şey olacağını anlamaya çalışmadıkça o adamı gerçekten tanıyamazsınız, demişti.
Sayfa 356 - Epsilon Yayınevi, Ülker İnce çevirisi·Kitabı okudu
İnsan
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
İnsan onuru hem sosyal anlamda hem de işlevsel anlamda mevcut kullanılabilirliğimizi temel almaz; bu sadece insanın yarattığı, dünyaya getirdiği, gerçekleştirdiği yani geçmişte hayata kattığı değerleri temel alır. Bu onur son nefesine kadar kişiyle birliktedir, yok edilemez, artık dünyadan silinmesi imkânsızdır. Elbette bugün performans odaklı ve dolayısıyla gençliği putlaştıran bir toplumda bunu anlamak zor olabilir. Bu tür bir eğilim içinde olan insan toplulukları; fayda sağlama işlevini yerine getiremeyen, sözüm ona artık hiçbir işe yaramayan yaşlı bir insanı hor görmeye meyillidir. .. Böyle düşünen birinin, eğer şanslıysa yaşlandığında ne olacağını bir düşünsenize: Olasılıkla yıkılacak, aşağılık duygusuyla kendini harap edecektir çünkü aynı şeyleri kendisi için de düşünür. … Haysiyeti mutlak ve koşulsuz insanî bir değer olarak değil de yalnızca faydalı olmayı yücelten bir toplumun yarar ölçütüyle değerlendiren insanlar, hem bugünlerini hem de gelecekteki yaşlılık günlerini riske atarlar çünkü o gün geldiğinde de ötenaziden yana olmaları gerektiğine inanırlar. Halbuki yaşlı bir insana acımaya gerek yoktur. Aksine genç insanların yaş almış insanlara imrenmesi daha doğru olur. Neden mi? Çok basit: Genç adam gelecekte çok daha fazla fırsatı olacağını söylerken yaşlı adam, Doğru, benim fırsatım yok belki ama yaşadığım gerçeklikler var; şüpheli bir geleceğe değil, yaşanmış bir geçmişe güveniyorum. Ve artık onu kimse benden alamaz, diyecektir. … Her gün (duvar takviminden) bir sayfa koparan ve takvimin günden güne incelmesini iç geçirerek izleyen insanlar vardır, hüzünlenirler. Çünkü hayat akıp gitmektedir. … her gün, duvar takviminden bir sayfa koparan ve tersini çevirip arkasına günlük benzeri notlar alan farklı bir insan tipi -o gün ne yaptığını, ne yaşadığını, ne
Sayfa 141
Kahramanlık ancak acı çekmek kesinlikle gerekli ve kaçınılmaz olduğunda kabul edilebilir. Bana acı veren nedeni ortadan kaldırabildiğim sürece bunu yapmak zorundayım. … ..anlam bulmak ve buna ulaşmak üzere acı çekmenin bir gereklilik olduğu değil, anlamın gerçekleştirilmesinin bir acı çekme durumuyla karşı karşıya kaldığımızda da mümkün olduğu; tabii bu sadece acının kaçınılmaz olduğu hâllerde geçerli.
Sayfa 132
Daha önce inançlı bir kişinin, inançsız bir kişiyle kıyaslandığında biraz daha fazlasını deneyim edindiğinden, deyim yerindeyse daha fazlasını görebildiğinden bahsettiğimizde dini deneyimin, dini olmayan deneyim üzerindeki bu “üstünlüğü” kesinlikle kibirli bir bakış açısından bakılarak yorumlanmamalıdır. Aksine, inançlı bir kişinin inançsız olana karşı tutumu makul olarak tek bir tutum olabilir: Hoşgörü. Ne de olsa, gören bir kişinin görmeyene karşı olacak doğal tutumu aşağılama değil, şefkat ve yardım etme isteğidir. … İnsanları yaşam yolculuğunda sahnedeki birer aktöre benzetirsek şunu unutmamamız gerekir; sahnedeki aktör spot ışıklarının yarattığı körlüğün etkisindedir, sahnenin ötesine değil, koca bir karanlığa bakar. Kimlerin karşısında oynadığının farkında değildir. Peki, aynı şey insanlar için de geçerli değil mi? Günlük yaşamın “görüntüleri” karşısında o kadar körleşiyor ki insan, (tıpkı aktörün rolünün sorumluluğunu taşıması gibi) varlığının “sorumluluğunu” kime karşı yüklenmesi gerektiğini göremiyor, kimin karşısında rol yaptığını idrak edemiyor. Fakat yine de her zaman, tam da bizim bir şey göremediğimiz yerde büyük bir seyirci kitlesinin oturduğunu ve bizi izlediğini düşünen insanlar var oldu ve olacak. İşte, o insanlar bizi uyarıyor: Dikkat edin çünkü sahnedesiniz ve perde açık!
Sayfa 106
Ölümlü olma hali bile kişinin sorumluluk almaktan alacağı keyfi ortadan kaldırmıyor. Aksine, geçicilik yalnızca değerin gerçekleşmesine yönelik olasılıklardan ibarettir; bunları gerçekleştirdiğimizde, onları geçmişin gerçekliğinde kalıcı hale getirmiş oluruz. Çünkü gerçekleşen her şey Hegel’in çift anlamlılık savına göre geçmişte muhafaza edilir. Geçmişte olmak belki de varoluşun en güvenli ve garantili biçimidir. Geçmişte olan hiçbir şey yok edilemez, tam da bu sebeple bizim sorumluluğumuz bu gerçeklikleri bu dünyanın içinde var etmektir.
Sayfa 103