irem sura

irem sura
@mildramo
Kitaplara dillere filmlere tutkun
Üniversite Öğrencisi
39 okur puanı
Şubat 2018 tarihinde katıldı
..anlam istencinin tatmin olmadığından dolayı boşluğa dönüştüğü, haz istencinin insanın varoluşsal tatminsizliğini en azından onun bilincinin fark etmeyeceği şekilde uyuşturmaya ve vicdanından gizlemeye hizmet ettiğini, hizmet etmesi gerektiğini görüyoruz. Başka bir deyişle, haz istenci ancak insanın anlam istenci tatminsiz kaldığında sahneye çıkar; insan ancak o zaman psikanalizin haz ilkesine tabi olmaya başlar. Cinsel libido sadece varoluşsal boşlukta çoğalır. İnsanın yaşamaya değer bir varoluş anlamına erişmek için doğuştan itibaren verdiği mücadelede yaşadığı bir tür varoluşsal hayal kırıklığı, cinsel anestezi ile dolaylı olarak telafi edilir ve bu, bir kişinin anlam iradesi göstermede başarısız olduğu tüm durumlarda görülebilir. Hayatta anlama dair istek ya da umut ne kadar kurursa kişi kendini o kadar çok haz iradesinin ellerine bırakır.
Sayfa 30
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Zaman hastalığının etiyolojisi söz konusu olduğunda, insanları bu kadar hasta eden şeyin çağımızın hızı olduğu da öne sürülüyor… Geçen yüzyılda demiryolu taşımacılığı ilk kez hizmet vermeye başladığında, tıp uzmanları insanların demiryolu ile seyahat etmenin yarattığı ivmeye hastalanmadan dayanabilmelerinin imkânsız olduğunu düşünüyordu. Hatta birkaç yıl öncesine kadar, bir uçakla süpersonik hızlarda uçmanın mümkün olup olmadığı konusuna dair de şüpheler söz konusuydu. Bu kehanetlerin ve kuşkuların yanlış olduğu bugün kanıtlanmış olduğuna göre, Dostoyevski’nin bir zamanlar insanı her şeye alışabilecek bir varlık olarak tanımlarken ne kadar haklı olduğunu anlıyoruz.
Sayfa 28 - 1955 tarihli “Kolektif Nevrozlar Üzerine” adlı metin
Freyhan, daha eski zamanlarda; örneğin köleliğin, din savaşlarının, cadı avlarının, göçler ve büyük salgın hastalıkların hâkim olduğu sözüm ona tüm bu eski güzel günlerin muhtemelen bizim zamanımızdan daha az endişeli zamanlar olmadığını öne sürmüştür. Aslında, daha önceki yüzyıllarda çok daha fazla korku duyulacak şey ve korkmak için çok daha fazla neden vardı. Bakıldığında, “Endişe Çağı” olarak adlandırdığımız çağımız aslında o kadar da korkunç değil. Dolayısıyla da bu bakımdan aslında günümüzde nevrotik bozuklukların sıklığının artmış olması söz konusu olamaz. Tam tersi, artan şey kitlelerin duygusal, ahlaki ve ruhsal sıkıntılarından kurtulmak için sürekli olarak bir nöroloğa başvurma yönündeki psikoterapi ihtiyacı.
Sayfa 25
Bilakis, zavallı erkekler, Suat Hanım; bir kadının ne olduğunu anlayanlar için asıl zavallı olan erkeklerdir. Kadın olmayınca bir erkek hayatının ne kuru, ne yağmursuz, tesellisiz bir siyah çöl olduğunu bilseniz... Bunu birçok erkek de bilir de sonra unutur. Bir kadının bir erkek hayatına sade bir varlıkla nasıl şiir ve tazelik verdiğini, ruhu bir yana atsak bile yalnız vücut için de nasıl büyük bir koruyucu olduğunu bilseniz... Demin bana buradaki hayatınızdan bahsediyordunuz, siz her saati geçirmek için saadetler, eğlenceler buluşunuzu anlatırken ben yirmi dört saatlik hayatımın nasıl bir cehennem saati gibi sonsuz, sürüklenmez bir hayat olduğunu düşünüyordum. e söyleyeyim ki ölecek derecede bunalıyorum.
Sayfa 42
Ve Necip, son dakikalarda garip bir hüzne gömülerek bu mesut karı kocaya bakıyor, eğer evli olmak buysa hiç fena bir şey olmadığını görüyordu. Fakat bu evliliğin nasıl özel şartlar, tesadüflerle olduğunu iyice düşünerek birçok kötü evliliği gözünün önüne getiriyor, kendisine mümkün değil, mümkün değil böyle bir şansın doğmayacağını, bu kadar uygun bir eşe mümkün değil sahip olamayacağını, mahrum ve kıymetsiz hayatını ihtiyarlığa kadar böyle yalnız ve bedbaht sürükleyeceğini düşünüyordu. . . Kendini, hayatını düşünüyordu. Evlenmemek hakkındaki kararlılığı ara sıra zaafa uğruyordu; şimdi yine o zaaf zamanındaydı. Bu karı koca arasında şahit olduğu anlaşma ve yakınlık, bu birinin küçük bir emeli için öbürünün hayatını verecek derecede can atması, bu sakin ve mesut sevgi onu harap ediyordu. Bütün başarıları birer hüsran ve azap olan kendi hayatının uzun uzun arzu edilmiş, çalışılmış, kazanılmış zaferlerinde bile böyle kuvvetli, böyle fedakâr, böyle şefkatli ve sıcak bir samimiyet hamlesine nail olamamıştı. Birçok mutluluğu ya zehirli bir ayrılık ya da hakaret derecesinde bir lakaytlıkla bitmiş, hiçbiri en mesut zamanında bile şu mutluluğun huzur ve güzelliğine benzeyememişti. Ve bu hayatı tatmadıktan sonra yaşamak ona boş, pek boş geliyordu.
Sayfa 24