Buket

Buket
Okul Öncesi Öğretmeni
İstanbul
1999
29 kütüphaneci puanı
444 okur puanı
Mayıs 2016 tarihinde katıldı
7/10
·172 syf.··
2026 5. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 23 Ocak 2026 14:36
Otomatik Portakal ’ın, okuru bilinçli olarak zorlayan bir roman olduğunu düşünüyorum. Özellikle ilk bölümlerde kullanılan dil ve anlatım bana oldukça sert ve rahatsız edici geldi. Okurken yer yer mesafe koymama sebep oldu; hatta devam edip etmemekte tereddüt ettiğim anlar oldu. Ancak ilerleyen sayfalarda metin daha akıcı hâle geldi ve kitapla aramdaki mesafe yavaş yavaş kapandı. Roman ilerledikçe, anlatımın baştaki ağırlığının rastlantı olmadığı daha net anlaşılıyor. Anthony Burgess , okuru sarsarak belirli bir sorgulamanın içine çekiyor. Hikâye boyunca net cevaplar vermekten çok, insanın seçme özgürlüğü, iyilik ve kötülük kavramları üzerine düşünmeye zorluyor. Kitabın sonu, bende “biraz daha bağlanabilir miydi?” sorusunu bıraktı. Ancak bu etki, yazarın okuru kesin bir sonuca yönlendirmekten bilinçli olarak kaçınmasının doğal bir sonucu olarak okunabilir. Otomatik Portakal, kesin bir son sunmak yerine belirsizliği okurun zihnine emanet eden bir romandı. Kolay okunan bir kitap değil; fakat rahatsız ederek düşündüren ve okuduktan sonra etkisi devam eden bir eser. Herkese hitap etmeyebilir, ancak insan doğası ve özgür irade üzerine sorgulama yapmayı sevenler için güçlü bir deneyim sunacağını düşünüyorum.
Otomatik PortakalAnthony Burgess · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2009112,9bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·102 syf.··
2026 3. kitabı
·
12 saatte okudu
·
Okunma: 05 Ocak 2026 22:02
Yaşar Kemal, Yılanı Öldürseler romanında Anadolu’da kök salmış töre düşüncesinin insan hayatını nasıl kuşattığını anlatıyor. Roman, bir çocuğun omuzlarına yüklenen “onur” baskısını merkeze alırken, bu baskının yalnızca bir aileyi değil, bütün bir köyün düşünme biçimini şekillendirdiğini gösteriyor. Okurken, törenin dilinin nasıl normalleştiğini ve insanlar konuşurken bile şiddetin gölgesinin hep orada durduğunu hissediyoruz. Hikâyenin odağında yer alan Hasan, daha çocukken yetişkinlerin dünyasına itilmiş biri olarak karşımıza çıkıyor. Çevresindeki herkes ondan “doğru olanı” yapmasını beklerken, roman bize bu beklentinin aslında ne kadar yıkıcı olduğunu yavaş yavaş sezdiriyor. Hasan’ın yaşadığı ikilem, benim için romanın en sarsıcı tarafı: Bir yanıyla itaat etmeye zorlanan bir çocuk, diğer yanıyla içindeki sesi bastırmamaya çalışan bir insan görüyoruz. Esme karakteri ise törenin en ağır yüzünü gösteriyor. Yazar onu yalnızca “kurban” olarak çizmekle yetinmiyor; onun korkularını, direnişini ve çaresizliğini katman katman açıyor. Bu noktada Yaşar Kemal’in dili çok etkileyici geliyor: Köy yaşamının ayrıntıları, doğa tasvirleri ve diyaloglar, sahneleri gözümüzün önüne getiriyor; fakat şiddetin ayrıntılarına boğmadan bunu yapıyor. Romanın beni en çok düşündüren yanı, “adalet” diye savunulan şeyin aslında vicdanı susturması. Kimse kendini kötü görmüyor; herkes geleneği sürdürdüğünü sanıyor. Bu da eseri yalnızca bir töre hikâyesi olmaktan çıkarıp, bugün bile geçerliliği olan bir sorgulamaya dönüştürüyor: Toplum adına konuştuğumuzu sandığımızda, bireyin sesi nerede kalıyor? Sonuç olarak Yılanı Öldürseler, sert bir konuyu sakin ama derin bir anlatımla ele alıyor. Okur olarak kendimizi karakterlerin yanında hissediyoruz; kararlarını onaylamasak bile, nasıl oraya sürüklendiklerini
Yılanı ÖldürselerYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202028bin okunma
Puan vermedi·64 syf.··
2025 2. kitabı
İhsan Kartoğlu’nun Takla Bunları Kafana kitabı, çocuk edebiyatında sık rastlanmayan kadar incelikli bir gözlem ve duygusal derinlik taşıyor. Kars’ın bir köyünde geçen hikâye, dışarıdan bakıldığında bir çocuğun taklacı güvercin besleme hayali üzerine kurulu gibi görünse de aslında çok daha kapsamlı bir temaya dokunuyor: Bireysel farklılıkları anlama ve kabul etme. Alyanak’ın takla atan bir güvercin besleme isteği, yalnızca bir çocuk hevesi değil; çabanın, sabrın ve beklentilerin sembolü. Füfü’nün takla atamaması üzerinden kurulan hayal kırıklığı, çocukların gerçek hayatta sık sık karşılaştığı “yeterince iyi miyim?” duygusunu çok sade ama etkileyici bir dille anlatıyor. Kitabın en güçlü yönlerinden biri, öğretmenin “Her kar tanesi birbirinden farklıdır” sözüyle verdiği pedagojik mesaj. Bu cümle, çocukların bireysel hızlarına, öğrenme farklılıklarına ve karakter özelliklerine yapılan çok değerli bir vurgu. Yazar, çocuk okurla konuşurken yukarıdan bakan bir dil kullanmak yerine, onların dünyasını ciddiye alan samimi bir anlatım tercih etmiş. Bu da kitabın güven veren bir yetişkin–çocuk iletişimi kurmasını sağlıyor. Kartoğlu’nun mekân tasvirleri ve duygu aktarımı oldukça başarılı; köy atmosferinin soğukluğu ile Alyanak’ın içindeki sıcak heyecan birbirini güzel dengeliyor. Ayrıca karakter çeşitliliği—Çalışkan’ın disiplin vurgusu, Oyuncak’ın oyunsu yaklaşımı, öğretmenin farkındalık kazandıran sakinliği—çocuğun çevresindeki farklı bakış açılarını tanımasını kolaylaştırıyor. Hikâye, çocukların başarısızlıkla karşılaştıklarında nasıl hissedebileceklerini ve duygularını nasıl yönetebileceklerini gösteren bir rehber niteliğinde. Alyanak’ın sonunda kuşunu olduğu gibi kabul etmesi, kitabın en değerli mesajını berrak biçimde tamamlıyor: Sevgi başarıya değil, var oluşa
Takla Bunları Kafanaİhsan Kartoğlu · Timaş Çocuk Yayınları · 2024166 okunma
Belki Bir Miktar Spoi
Puan vermedi·124 syf.··
2025 1. kitabı
·
7 saatte okudu
·
Okunma: 20 Ocak 2025 21:27
Ağrı Dağı Efsanesi, Yaşar Kemal’i tanıma kitabım oldu. Kitap, sadece bir efsaneyi anlatmakla kalmıyor; aynı zamanda insan ruhunun derinliklerine inen, toplumsal yapıyı ve bireysel özgürlük arayışını ele alan bir eser olarak karşımıza çıkıyor. Ağrı Dağı etrafındaki bir köyde geçen hikaye, ortamı ve köylülerin hayatını o kadar canlı bir şekilde aktarıyor ki, sanki o köyde yaşıyormuşum gibi bir izlenim edindim. Yaşar Kemal, halkın kültürünü, geleneklerini ve toplumsal yaşamını öyle bir dille aktarmış ki, kendimi tüm o karakterlerle özdeşleştirirken buldum. Eserin merkezinde Ağrı Dağı yer alıyor. Dağ, bir yandan ulaşılması imkansız ideallerin ve hayallerin sembolü olurken, bir yandan da insanın içsel yolculuğunun ve özgürlük arayışının simgesi gibi. Bu sembolizmi çok anlamlı buldum çünkü dağ yalnızca fiziksel bir engel değil, insanların içindeki korkularla ve arzularla yüzleştiği bir yer haline geliyordu. Dağ, aslında bir metafor gibi kullanılmış ve bana derin bir içsel yolculuğun kapılarını aralamamı sağlamıştı. Kitap, toplumsal yapıyı ele alırken beni oldukça düşündürdü. Feodal düzenin, toprak ağalarının ve yoksulluğun köylülerin yaşamını nasıl şekillendirdiği çok açık bir şekilde işlenmişti. Özellikle köylülerin yaşadığı zorluklar, yalnızca dışsal değil, içsel çatışmalarla da birleşiyordu. Bu durum, bir okur olarak iç dünyamda önemli izler bıraktı. Yaşar Kemal, köylülerin hayatlarını o kadar derinlemesine anlatmış ki, onların yaşadığı mücadeleyi sadece gözlemlemekle kalmamış, adeta o mücadelenin bir parçası olmuş gibiydim. Yaşar Kemal’in dilindeki yoğunluk da beni fazlasıyla etkiledi. Kitapta kullandığı dil, bazen çok sade ve akıcıyken, bazen de o kadar derin ve anlamlı oluyordu ki, her kelime başka bir dünyayı keşfetmeme neden oldu. Doğayla olan ilişkiyi
Ağrıdağı EfsanesiYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202536,1bin okunma
Puan vermedi·64 syf.··
Beğendi
·
2020 13. kitabı
Kimdir 1000kitap.com/yazar/samed-beh... " Azeri asıllı İranlı öğretmen ve çocuk hikâyeleri ile halk masalları yazarı-derleyicisi. " diye çıkar ilk baktığınızda. Evet doğru gerek Küçük Kara Balık gerek Bir Şeftali Bin Şeftali olsun çocuk kitabıdır. Ama özüne indiğimizde her yaştan okuyucuya hitap eder. Kendimizi güçsüz hissettiğimizde, yapamam ki ben dediğimizde, dünyanın bir avuç yer olmadığını unuttuğumuzda bu kitabı okuyabiliriz. İster 7 yaşında ister 70 yaşında olalım. Bazen kendimizi güçsüz, cesaretsiz hissedebilir, bir şeyleri yapabilecek gücü kendimizde göremeyebiliriz. Bunda sonra pes ettiğimde şunu diyeceğim kendime: "Bir küçük kara balık kadar olamadın!" Küçükmüş biraz bu afacan ama cesareti ve azmi minicik kalbinde taşarmış. Susmamış ve direnmiş. "Fikrim var benim, aklım var" demiş de ne yapsın yalnız kalmış en nihayetinde. Dinlememişler ki onu, anlamamışlar. Dünya bu kadar işte demişler. Biz de öyle değil miyiz aslında? Fikirlerimiz, ideolojilerimiz ve savunduklarımız vardır. Kimimiz saygı duyarız fikirlere kimimiz yok o öyle değildir, asla deriz. Kendi fikirlerimizin doğru olmadığı, engellendiği bir dünyada yaşadığımızı söyler ve hep şikayet ederiz. Dünya bu kadar mıdır? diye sorduğunda küçük kara balık, hepimiz içimizden "ah yavrucuk hiç bu kadar olur mu? Gezmen, görmen ve keşfetmen gerek." Deriz. Asırlardır düşüncelerini söyledikleri için, kendi fikirleri dışındaki fikirlere saygı duymayı bilmeyen, dinlemeyen, kısıtlayan toplumların ve kişilerin zulmüne maruz kalınmadı mı? Bi yandan da dünya bu kadar be küçük kara balık. Sen istersin, o öyledir dersin, çabalarsın ya gerçekten ulaşırsın ya da engellenirsin. Tıpkı yazarımız Samed Behrengi gibi.
Küçük Kara BalıkSamed Behrengi · Optimum Kitap · 201836,8bin okunma