Şimdi seni affetmem sana çok şey ifade etmeli. Bir gün ne demek istediğimi anlayacaksın. Bunu erken de fark etsen, geç de, yakında da fark etsen, hiç fark etmesen de, benim yolum açık. Yüreğinde benim gibi birini mahvetmiş olmanın yüküyle yaşamayı sürdürmene izin veremem. Bu düşünce seni aldırışsız bir kayıtsızlığa itebilir, hastalık derecesinde bir hüzne de. Bu yükü senin omuzlarından alıp kendim üstlenmeliyim. Ne senin ne de babanın, binle çarpılsanız da benim gibi birini mahvedemeyeceğine, benim kendi kendimi mahvettiğime, küçük ya da büyük kimseyi kendinden başkasının mahvedemeyeceğine inandırmalıyım kendimi. İnanmaya hazırım. İnanmaya çalışıyorum, sana şu anda öyle gelmese de. Seni böylesine acımasızca suçluyorsam, kendimi suçlarken ne kadar acımasız olduğumu bir düşün. Senin bana yaptıkların korkunçtu ama benim kendime yaptıklarım daha korkunçtu.
Tüm bunların sonucunda seni affetmem gerekiyor. Affetmek zorundayım. Bu mektubu yüreğine acı vermek için değil, kendi yüreğimden acıyı sökmek için yazıyorum. Kendi iyiliğim için affetmeliyim seni.
Suskunluğun korkunç oldu benim için. Yalnızca haftalar, aylar süren bir suskunluk değil, yıllarca süren bir suskunluk; senin gibi mutluluk içinde, hızlı yaşayan, dans eder gibi geçip giden günlerin yaldızlı ayaklarını zor fark eden, zevk peşinde koşmaktan soluk soluğa kalan insanların bile yıllarca, diye adlandırdıkları bir sürenin suskunluğu. Özrü olmayan bir suskunluk; bahanesiz bir suskunluk.