Cumhuriyetin kurulmasından günler önce İsmet Paşa bir kanun teklifi vererek Ankara'nın yeni Turkiye Devleti'nın başkenti olmasını önerecektir. Bu teklif büyuk bir destekle kabul edildi ve Ankara 13 Ekim 1923 tarihi itibarıyla resmen başkent oldu.
Tarih bilgilerimiz arasında daha ziyade askerî ve siyasi bir şahsiyet olarak hatırlanan Karabekir Paşa'nın asla ihmal edilemeyecek bir yönü de eğitimci kişiliğidir. Onun eğitim ve kültür sahasında yaptığı hizmetler Milli Mücadele ve Türk eğitim tarihinde iz bırakacak boyuttadır. Kendisi tevazu gösterip bir "eğitimci" olmadığını söylerse de Cumhuriyet Dönemi'nin önemli bilim insanlarından Prof. Dr. Z. Fahri Fındıkoğlu Karabekir'den söz ederken şöyle demektedir: "Kurtuluş Savaşı'nın ilk günlerinde yeni kurtarılmış ve kurtuluşunda kendisinin büyük payı bulunan, perişan şark şehirlerinde nevi şahsına mahsus bir terbiye ve öğretim cihazı kuran bu gerçekten vatanperver adama Türk eğitim tarihinde ayrı bir yer ayırmak zarureti vardır..."
Sayfa 87 - Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1.Baskı, Ankara 2025·Kitabı okudu
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Gazeteci Hasan Tahsin'in Yunan alayının sancaktarını vurmasıyla birlikte iki gündür barut fıçısına dönen şehir âdeta infilak eder. Süngülü Yunan askerleri, başta 17. Kolordu Karargahı'ndaki Türk subaylar olmak üzere, 1000'e yakın Türk'ü katlederler. İzmir'in böylesine kanlı bir şekilde işgali tüm yurtta büyük bir infiale sebep olur. Buna rağmen Yunanlar durmaz ve 26 Mayıs'ta Manisa'yı, 27 Mayıs'ta da Aydın'ı da işgal ederler. Böylece mütareke uygulamalarına karşı siyasi çözüm arayışları sona ermiş, istiklal için silahlı mücadele dönemi başlamış olur.
Milli Mücadele dönemi öncesinde vatansever, yetenekli ve mücadele taraftarı tek kumandan elbette ki Mustafa Kemal Paşa değildi. Bu mücadelede ona yardımcı olan kumandanlar vardı. Ancak onu diğerlerinden ayıran en önemli farklılığı tabii ki dehasıdır. Askeri alanda olduğu kadar siyasi alanda da gerçek bir deha sahibiydi. En akıllı, önde gelen askerlerimiz bile “Bursa’yı, Antalya’yı, İzmir’i kurtarmakla uğraşmayın, olacak şey değil, tükeniriz, elimizdekini de kaçırırız” diyorlardı. Şimdilik (bu ne kadar sürecek belirsizdi) “Anadolu ve Doğu Anadolu” ile yetinelim düşüncesindeydiler. Ancak Atatürk’ün kafasındaki geleceğe ait savaş hedefi çok daha farklı ve doğru olanıydı. Misak-ı Milli sınırlarını gerçekçi kriterlere dayandırmış ve nerede ileri gidip nerede duracağını çok iyi bilmiştir. Atatürk olmasaydı ne olurdu sorusunun cevabı da işte burada saklıdır. Belki yine bir Türkiye olurdu ama sınırları dar bir Türkiye ve asıl önemlisi Marmara ve Ege’nin olmadığı bir Türkiye…