“Kadınların eğitimsizlikleri ve cahillikleri, sosyal hayattan tecrit edilmişlikleri, hatta hayatlarını
tek başlarına sürdürebilme yetenek ve birikimine sahip olmayışları, toplumsal sorunlardandır. Buna
karşılık önerisi, kadınların eğitimi ve terbiyesidir. Kadınlar ancak bu sayede hayata hazırlanacak, sosyal
hayatın bir parçası olabilecek, ve hayatlarını sürdürebilecek kabiliyetler kazanarak, yalnız kaldıklarında
kimseye ihtiyaç duymadan ayakta durup, geçimlerini temin edebileceklerdir” (Argunşah, 2016: 45).
Ahmet Cevdet Paşa'nın kızı olan Fatma Aliye Türk edebiyatının ilk kadın romancılarındandır.
Örgün öğretimde eğitim alamayan Fatma Aliye, abisi için eve gelen özel hocaları dinleyerek kendini geliştirmiştir. Çevirileriyle dikkat çektikten sonra ciddi manada eğitim almıştı.
Babasının tarihçi ve siyasetçi kimliğinden dolayı Halep'e taşınmıştır. Ud romanını da burada kaleme almıştır.
Eserin başkahramanı Bedia'dır. Karakter kadrosu içerisinde Bedia'yı şekillendiren babası Nazmi Bey, abisi Şem-i, kocası Mail, kocasının metresi Helule'dir.
Eser ataerkil toplum yapısındaki kadını özgürleştirirken aynı zamanda onun da iffetini koruma üzerine kuruludur. Eserin sonuna kadar Türk toplumunun kültürel özelliklerine, örf ve adetlerini sonuna kadar hissetmektesiniz.
Parla’nın “Kültürü inkar, babayı inkara eşittir ve kişiyi felakete
sürükler” sözleri bu kitap için biçilmiş kaftan olacaktır.
Ancak kültürümüzü de ele alırken yumuşatarak vermiştir. Babasıyla ilişkisi, musiki ile ilgilenmesi bunları bize ispatlar niteliktedir. Yumuşaklıkları geçişli olarak hissederken Bedia'nın evliliğini de "Babası ölmeden mürvetini görsün." üzerine kurulurken buluruz kendimizi.
Babasının ataerkil yapısı Bedia doğduktan sonra yumuşamaya başlamış, kızının uda olan ilgisiyle de pekişmiştir. Eserde