Merhabalaaar kitapsever dostlarımmm.. :)
Otomatik Portakal aracılığı ile Anthony Burgess ile geçen etkileyici 3 günümü anlatacağım size :) hazır mıyızz :’)
Ah ilk gün.. Acılar içinde geçen ilk gün… Ah Alex, masum insanlara yaptıklarınla beni nasıl ağlattığını bilemezsin kötü adam, tabi bunda yazar Anthony’in de payı büyük. Dostum söyler misin acaba duyguları bu kadar derinden hissettirerek kitap yazmayı nereden öğrendin? Zira hassas kalbim kitabın başlarına zor dayandı da. Acı çeken insanlardan çok, bir kötülüğü bu kadar içten bir tutkuyla yapıyor oluşları beni asıl sarsan ve ağlatan tarafıydı diyebilirim. Peki bu kötü adam nasıl mı alt edilmeye çalışılacak okuyun da görün dostlar. Spoiler vermek yok maalesef ;)
Şöyle bir dipnot da düşeyim okurken ki bakış açınızı değiştirsin ;)
Otomatik portakal bir insana benzetilirken sona doğru bir cümlede yazar der ki:
Sanki kocaman devasa biri, mesela Koca Tanrı, dev elinde kokuşmuş, pis bir portakalı döndürüyor, döndürüyor, döndürüyor…
Bu cümlede de dünyaya benzetir hadi bakalım bakış acımızı değiştirelim şimdi de Alex’i dünya olarak görelim :) neler olacak.
Keyifli okumalar dilerim.. Zira bok püsür bir dünyada kitap okumak cennet :)))