Mine

Mine
@minedemirtas
Altı çizili cümlelerden oluşan basit ama anlamlı bir hayat
10/10
·346 syf.··
2024 10. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 06 Mart 2024 02:58
Mine Söğüt ve mest olduğum anlatımıyla, 1979 Türkiye gerçekleriyle oluşturulan şahane bir eser. Kitabı varlığından bile emin olmadığımız kaostan, cinayetlerden ve kandan beslenen Şahbaz isimli bir varlıktan okuyoruz. Genel itibariyle Şahbazın, ölüme terk edilmiş bir kızı her ay, o ayın meyveleriyle besleyerek hayatta tutmasını ve kızı her ziyaretinde ona türlü türlü hikayeler anlatmasını okuyoruz aslında. Burada devreye Mine Söğüt’ün çarpıcı dili ve gerçekten yaşanan olayların olağanüstü bir şekilde hikayeleştirilmesi giriyor. Kitap bizi daha en başından alıyor ve sürükledikçe sürüklüyor. Ta ki Mine Söğüt’ün artık durabiliriz dediği yere kadar. Ki bu da kitabın sonu oluyor zaten. Kitapla ilgili biraz araştırma yaptığımda en çok eleştiri alan iki konuyu kendimce açıklamak isterim. Bunlardan birincisi kitabın dili. Daha önce Mine Söğüt okumamış olanlar için kitabın dili korkunç gelebilir evet, fakat yaşanan olaylara bakıldığında aslında korkunç olanın dil değil yaşananlar olduğu apaçık ortada. Anlatımın detaylandırılması, olayların tüm gerçekliğiyle söylenmesi ve yazarın bu konuyla ilgili bir çekincesinin olmaması beni rahatsız etmiyor tam tersine okurken mutlu bile oluyorum. Yapılan diğer bir eleştiri ise kitapta anlatılan hikayelerin birbirine aşırı bağlantılandırılması hakkındaydı. Zorlama olduğunu söyleyenler de olmuş görüş farklılıkları tabii ama beni bu da rahatsız etmedi. Hatta kitabı okurken daha fazla merak etmemi, odağımı daha da fazla kitapta toplamama yardımcı oldu diyebilirim. Kitap içerisinde sadece hikayeler dinlemiyoruz Şahbaz’dan. Aynı zamanda kendimizi de sorguluyoruz, çevremizde bizim göremediğimiz belkide bir sürü şey oluyor şu an diyoruz. İyi ve kötüyü tartışırken buluyoruz kendimizi. Şahbaz öyle güzel giriyor ki aklımıza, kendi doğrularımızı ve
Şahbaz'ın Harikulâde Yılı 1979Mine Söğüt · Yapı Kredi Yayınları · 2018870 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
10/10
·256 syf.··
2024 2. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 22 Ocak 2024 03:23
Sayısız kere yarım bıraktığım fakat artık bitiriyorum diyerek başlayıp bitirdiğim bu kitabın incelemesini haklı bir gururla yazıyorum. Virginia Woolf’ un okuduğum ilk kitabı değil fakat en zorlandığım kitabı bu oldu. Kitap kabaca; altı arkadaşın çocukluklarından orta yaşa kadar olan hayat hikayelerini anlatmakta. Kitabın içine girmekte aşırı zorlandığımı söyleyebilirim, çok fazla karakter, tanımlama ve tabii ki Virginia Woolf’un o müthiş benzetmeleri ve imgeleriyle kitap okunması zor bir hale gelmiş bana kalırsa. Fakat bir kırılma noktası var bunu kitabın kaçıncı sayfasında yaşadığımı bile hatırlamıyorum ama artık bütün karakterleri tanıyordum. Ne yaşadıklarını ne hissettiklerini ve ne düşündüklerini anlayabiliyordum, zaten bu kısımdan sonra kitap şiir gibi akıp geçti. Kitabı okudukça bu yazarı neden bu kadar çok sevdiğimi bir kere daha anladım. İnanılmaz bir zeka ve yazım tekniğinin birleşmesiyle müthiş bir kitap çıkmış ortaya. Bütün bir yaşamı aslında bir günde, dört mevsim yaşayarak, altı ruha can vererek sonlandırıyoruz. Mutlaka bir karaktere kendimizi yakın hissediyoruz (benim için bu Rhoda oldu). Bir süreden sonra yazarın bize ipucu bile vermesine gerek kalmadan kimin konuştuğunu anlayabiliyor, o paragrafta kimin yaşamından bahsedildiğini çözebiliyoruz. Fakat kitabın sonunda sanki bütün karakterlerle özdeşleşmiştim. Bir noktada hepsinin hissettikleri birleşmiş, düşünceleri ve yaşadıkları bir bedende toplanmıştı. Ama sonra fark ettim ki aslında bir birleşme söz konusu değildi, daha kitabın en başında zaten bir bütün parçalanmıştı. Hiç yaşamadığım yaşlara anımsama duydum ve açıkçası bunu çok az yazarın hissettirebileceğini düşünüyorum. Kitabın sonunda her şeyimi kaybetmiş, bütün renklerimi yok sayarak sadece ölüme doğru koşan bir orta yaşlıydım. Kitabın ilk
DalgalarVirginia Woolf · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20193,963 okunma
9/10
·203 syf.··
2024 1. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 10 Ocak 2024 18:48
Kitap kabaca Stockholm’de mülteci olarak yaşayan Sami Baran’ın hikayesini anlatıyor. Okuduğumuz şey aslında en başından beri Sami ve aklında var olan bir planın parçaları şeklinde ilerliyor tabii. Kitapta iki farklı anlatıcıya yer verilmiş diyebiliriz ki bu beni etkileyen şeylerden biri oldu. Livaneli karakterle arasına mesafe koyarak yaşananları anlatırken, Sami yani karakterin kendisinden yazılanları okuduğumuzda işler değişiyordu. Bir taraf daha edebi ve didaktik öğretilere yer verirken, diğer tarafta karakterin ruh halini anlamaya çalışıyor, olayları birinci kişiden öğreniyor ve hatta çoğu zaman kitapta yazılanların ve anlatılanların yanlış olduğu söylenerek doğrusuyla düzeltiliyordu. Bu Sami’nin de dediği gibi eleştirel yazılar hoşuma gitmişti. Kolay bir dili var, çabuk okunuyor çünkü devamını merak ettiriyor. Kitapta diğer bir ilgimi çeken şeyse verilen politik mesajlar ve karakter tahlilleri oldu. Zaman zaman kitabın yazıldığı dönemlerden bazı kısımları da okuyoruz ve yaşananların ne kadar acı olduğunu bir kere daha hissediyoruz. ‘Kaza değil’ dedim, ‘cinayet bu. Kasıtlı cinayet!’ ‘Hayır, bu işe böyle bakarsan büyük hata edersin. O zavallı er sizi tanımıyor ki cinayet işlemiş olsun. Görevini yapıyordu. Belki biraz acemice davranmış.’ Kitap bize soruyor, gerçekten ne olursa olsun nefret unutulabilir miydi? Bütün hissedilenler, acılar ve verilen kayıplar, bütün bunlara rağmen bir insan bağışlanabilir mi?
Bir Kedi, Bir Adam, Bir ÖlümZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 202129bin okunma
9/10
·344 syf.··
2023 6. kitabı
·
28 günde okudu
·
Okunma: 11 Aralık 2023 02:14
‘Öteki hayvanların tersine, insan hep yıldızları gözlerdi.’ Kitap, ana karakter olan Darrell Standing’ in kendini tanıtması ve işlediği cinayet sebebiyle hapishaneye atılış hikayesini anlatmasıyla başlıyor. Beraberinde hapishanede yaşanan bir takım olaylar ve kendisine kalan yalancı şahitlik durumundan dolayı da idama mahkum edildiğini öğreniyoruz. Kitapta Standing o kadar soğukkanlı ki bu durum korkusuzluğundan mı yoksa kendinden emin olmasından mı kaynaklı insan arada kalıyor açıkçası. Fakat ilerleyen sayfalarda karakter o kadar çok değişim yaşıyor ki, ilk başlarda soğukkanlılığına atfettiğim bu durum kendine olan güveniyken kitabın sonlarına doğru bu fikrim de karakter gibi değişti elbette. Aslında tanıdığımız bilim insanı bir süre sonra hapishanedeki diğer arkadaşından aldığı fikirlerle zihinsel bir takım beceriler geliştirmiş ve tüm bedenini ölüme göndererek, ruhuyla bir takım hayatlar yaşamaya başlamıştır. Kitapta yaşadığı çeşit çeşit olay örgülerinin detaylarını okuyoruz elbette, hepsi birbirinden eşsiz ve merak uyandırıcı. Standing, kendini her öldürüşüyle ve aynı zamanda da yaşadığı her hayatla kendisine bir şey katmış, düşünce yapısını değiştirmiş ve bunu biz okuyucuyada çok güzel anlatabilmiştir. Yaşanan bu gezilerin ruhani boyutta olmasından dolayı yazar Jack London özellikle maddecilik üzerinde durmuş, dejavu ya da kimi zaman hissettiğimiz o ait olma-olamama gibi durumlarını sorgulatarak bizim ana karakterle empati kurmamızı güçlendirmiştir. London bu empati kısmını o kadar sessizce, hissettirmeden ve ince ince işlemiş ki kitap bittikten sonra bile uzunca bir süre Standing’in o hayalini kurduğu tarlada, sığırlarıyla birlikte gülümseyen yüzünü düşünüp durdum. Beden ölür, bedenle birlikte ruh da ölür ve yaşamımız son bulur, bu böyledir değil mi? Hayır, bu
Yıldız GezginiJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202510,3bin okunma
8/10
·336 syf.··
2023 3. kitabı
·
38 günde okudu
·
Okunma: 03 Kasım 2023 20:24
Kitabı ilk okuyuşum değil, ilk okuduğumda yanlış bir yaşta olduğumu fark edememiştim, ağır gelmişti. Kitabın içindeki betimlemeleri anlayamamış, aktarılan duyguları kendimde bulamamıştım. Fakat tekrar okuduğumda anladım çoğu şeyi. Kitapta yer alan eskiden beni boğan betimlemeler sihirli bir dünyaya dönüşmüştü, anlatılan duygular, oluşturulan karakterler muhteşemdi. Sadece kitabı okumakla kalmıyor bir süreden sonra karakterlerin psikolojik tahlillerini de yapmaya başlıyorsunuz. Kitap özünde bir aşk hikayesini anlatıyor. Genç Felix’in evli iki çocuklu bir kadın olan Madam de Mortsauf’a (Henriette) olan yasak aşkını okuyoruz. Yaşanılan gerçek aşk mıdır bilmem (Felix hiç güven vermiyor) fakat yazar Balzac öyle bir anlatıyor, aşkı öyle bir ifade ediyor ki, her okuduğumda beynim uyuşuyor. İnanılmaz bir ifade gücü, anlatılan o masumane ve muhteşem aşkı yaşamak için yanıp tutuşturacak kadar delice. Bunu sadece aşkı anlatırken tatmıyoruz. Felix’in yaşadığı sevgi eksikliği ve ailesinin ona veremediği ilginin açlığını, Henriette’nin ailesine, kurallara bağlılığını, sadakatini ve anneliğinden gelen sevgi ve şefkatini onlar kadar biz de hissediyoruz. Hiç bu duyguyu yaşamamış olsak bile Balzac’ın kusursuz tasvirleri bize yaşattırıyor bunu. Devamında ana hikayeye dahil olan diğer kadınlara ve Felix’in yaşadığı duygusal karmaşaya eşlik ediyoruz. Yazılan mektuplarla anlatımın daha da güçlendiğini ve merak uyandırdığını, hatta kitabı hiç bırakmadan bitirme düşüncesini oluşturduğu kanısındayım. Kitabı kapattım ama içine daldığım o vadi gözlerimin önüne düşüyor, o sessiz yeşillikler içinde ceviz ağacının gölgesini görüyorum, esen yeli kendi saçlarım uçuşurken hissediyorum hatta. Koşulan ya da üzerine uzanıp gökyüzünü izlediğimiz çimenleri adım adım biliyorum. Ben yaşıyorum sanki o evde,
Vadideki ZambakHonore de Balzac · Can Yayınları · 201853bin okunma