Muhakkak ki bütün insanların birer ruhu vardı ama bir çoğu bunun fakında değildi ve gene farkında olmadan geldikleri yere gideceklerdi.
BİR RUH ANCAK BİR BENZERİNİ BULDUĞU ZAMAN VE BİZE ,BİZİM AKLIMIZA , HESAPLARIMIZA DANIŞMAYA LÜZUM BİLE GÖRMEDEN , MEYDANA ÇIKIYORDU...
Biz ancak o zaman sahiden yaşamaya - ruhumuzla yaşamaya- başlıyorduk.
O zaman bütün tereddütler , hicaplar bir tarafa bırakılıyor , ruhlar birbirleriyle kucaklaşmak için , her şeyi çiğneyerek ,birbirine koşuyordu...
Bu yaşıma kadar mevcudiyetinden bile haberim olmayan bir insanın vücudu bırdenbıre benım için nasıl bir ihtiyaç olabilirdi ?
Fakat bu hep böyle değil midir?
BİR ÇOK ŞEYLERE İHTİYACIMIZI ANCAK ONLARI GÖRÜP TANIDIKTAN SONRA KEŞFETMEZ MİYİZ?
Ben de o zamana kadar ki hayatımın boşluğunu , gayesizliğini sırf böyle bir insandan mahrum oluşumda bulmaya başlamıştım.
Böyle kimseleri gördüğümüz zaman çok kere kendi kendımıze sorarız:
''Acaba bunlar neden yaşıyorlar ? Yaşamakta ne buluyorlar ? Hangi mantık hangi hikmet bunların yeryüzünde dolaşıp nefes almalarını emrediyor ? Fakat bunu düşünürken yalnız o adamların dışına bakarız ; onlarında birer kafaları , bunun içinde , isteseler de istemeseler de işlemeye mahkum birer dimağları bulunduğunu , bunun neticesi olarak kendılerıne göre bir iç alemleri olacağını hiç aklımıza getirmeyiz . bu alemin tezahürlerini dışarı vermediklerine bakıp onların manen yaşamadıklarına hükmedecek yerde , en basit bir beşer tecessüsü ile bu meçhul alemi merak etsek , belki hiç ummadığımız şeyler görmemiz , beklemediğimiz zenginliklerle karşılaşmamız mümkün olur ...