Bir annenin memesiyle çocuğunu beslemesi gibi din de ruhu besler. Yani din bebeğe süt veren meme gibidir. Önemlidir, değerlidir. Ama çıkartıp yüzüme yüzüme sallarsan olmaz! O zaman, memesini çıkartıp yüzüme sallayan anne kılığına bürünmüş bir sapıktan farkın kalmaz. Yavrusunu besleyen annenin memesinin kutsallığı neyse, nasıl mahremse, bunu konuşmak bile insanı nasıl rahatsız ediyorsa din de mahremdir,kişiyle Yaradan arasındadır. Tek kitap vardır. Aracıya ihtiyaç yoktur. İnanmayı seçen kitabı okur, anlar. Kitap bu yüzden "Oku" diye başlar..
Yahya Kemal, olduğu yere çakılıp kalmış, sevgilisinin gidişini bir kopuş gibi algılamıştı. Şehir hatları vapurunun uzaklaşışını uzunca bir süre acı içinde izledi(...)
Arkası sel gibi gelecekti:
"Artık demir alma günü gelmişse zamandan
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol
Sallammaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol. "
Kollarında bir kadın cesedi vardı.
Açıkta duran yüzü ve gözleri, zayıf ışıkta biraz görünse bile tüylerim diken diken oldu. Cesedin geri kalanı bir çeşit muşambaya sarılmıştı.
Bu durum, görevlilerde bir şaşkınlık yaratmıştı. İnfaz savcısı, "Masayı çekin altından!" diye bağırdı.
Masayı çektiler.
Saat tam 01.25'ti.
Gitmişti Deniz...