Bulmak için epey zahmete girdiğim bir kitap, bu zahmetin karşılığını ancak bu kadar güzel verebilirdi bana. Erkek Nedir Bilmezdim, acayip bir kitap. İlk bakışta feminist bir distopya olduğunu söylemek kolay. Fakat sadece bu şekilde tanımlamak çok yanlış. Kendine özgü bir türü olduğunu söylersek hakkını vermiş oluruz.
Roman, bizi hiç bilmediğimiz bir dünyaya götürüyor. 40 kadının bir kafese kapatıldığı, dışarıyla bağının tamamen koparıldığı, elinde kırbaçlarla bekleyen erkek gardiyanlar tarafından sessizce gözetlendiği bir dünyadayız. 40 kadının 39'u, kafesten öncesinde, bizim dünyamızda bir hayata sahip ve bunu hatırlıyorlar. Biri ise hiçbir geçmişe ya da isme sahip değil. Küçük yaşta kafese kapatılmış ve kimse yanlışlıkla mı bilinçli bir şekilde mi yapıldığını bilmiyor.
İsimsiz, diğerlerinin söylediği şekliyle "ufaklık" olan karakter ağzından kafeste geçen günlerini okuyoruz. Yasaklardan bahsediyor, sıradan ve renksiz günleri, alışkanlıkları, rutinleri anlatıyor. Her şeyden öte anlatıcının merakını okuyoruz. Dışarıya, özgürlüğe, anılara, kadınlara ve erkeklere olan merakını. Çünkü kendisi bunlar hakkında hiçbir şey bilmiyor ve vücudu dahi onu bu tecrübelerin bir kısmından ayrı tutuyor.
Kurgunun devamında rastlantılar sonucunda özgürlüğe kavuşma gerçekleşiyor. Daha doğrusu öyle sanıyoruz. Dışarıda olduklarını düşünen kadınlar, kendilerine özgü bir dünyada yalnız olduklarını fark ediyorlar. Bu sefer farklı bir arayış ve mücadele ile günlerini harcıyorlar.
Kitap boyunca hiçbir şeye anlam veremiyoruz. Kuralların gerekçeleri yok, neden, nasıl hapsedildiklerini bilmiyoruz. Anlatıcımız bizden de beter, önceki hayata dair hiçbir şey hatırlayamıyor. Dolayısıyla okurken o kadar huzursuz hissettim ki sürekli bir yerden bir anlam bulmayı bekledim. Klişe bir romana dönmesine de