"Hızlıca oku, Iris," dedi Roman.
Iris'in içinden bir ürperti geçti. Kendini çayın içinde eriyen şeker gibi hissetti. Bakışlarını mektuba indirip usulca okudu: "Büyük ihtimalle savaş bittiğinde döneceğim. Seni görmek istiyorum. Sesini duymak istiyorum."
Tekrar Roman'a baktı. Bakışmaya devam ederlerken Roman mumu söndürdü. Etraf karanlığa gömüldü. Yine de Iris daha önce hiç bu kadar çok şey görmemişti.
"Sana dokunmak istiyorum." diye fısıldadı.
Roman, "Mektupta böyle bir şey yazmıyordu," dedi alaycı bir edayla. "Yazsaydı çerçeveletip duvara asardım."
"Tüh," dedi Iris. "Aslında yazmak istedim. Ama yazmadım çünkü korkuyordum."
Roman bir süre sessiz kaldı. "Neden korkuyordun?"
"Sana olan hislerimden. İstediğim şeylerden."
"Peki ya şimdi?"
Iris uzanıp ayak bileğini buldu. Parmakları yavaşça dizine doğru kaydı. Tulumunun altındaki sargıları hissedebiliyordu; yaralarını zihninde görebiliyordu, nasıl iz bırakacaklarını. "Sanırım beni cesur biri yaptın, Kitt." dedi.
Roman sanki yıllardır onun için tutuyormuş gibi nefesini bıraktı. "Iris'im," dedi. "sen zaten hep cesurdun. Ben sana cevap yazacak cesareti bulana kadar sen bana haftalardır yazıyordun. Gazette'e geldiğin gibi benimle ve egomla yarışmayı gözünü kırpmadan kabul ettin. Benden çok önce savaşın çirkin yüzüne korkusuzca bakarak cepheye gelen sendin. Sensiz kim olurdum bilmiyorum ama beni her bakımdan olduğumdan ya da olmayı umduğumdan daha iyi birine dönüştürdün."
Iris, "bence sen ve ben birlikte daha iyiyiz, Kitt," deyip elini bacağına doğru kaydırdı.