"Henüz çok gencim," diye mırıldandı Meg, oldukça hoşuna gitse de neden bu kadar heyecanlandığını anlamaya çalışıyordu.
"Bekleyebilirim, bu arada sen de beni sevmeyi öğrenirsin. Çok zor bir ders mi olur bu, canım?"
"Bunu öğrenmeyi ben seçersem olmaz ama..."
"Lütfen öğrenmeyi iste Meg. Ben öğretmeyi severim ve bu, Almanca'dan kolay bir ders," diye sözünü kesti John; kızın öteki elini tutup yüzüne bakmak için eğilince Meg'in yüzünü saklamasını olanak kalmamıştı.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Keşke kalbim olmasaydı, çok acıyor," diye iç çekti Meg, kısa bir suskunluktan sonra.
"Yaşam hep böyle zor olacaksa, onunla nasıl baş edebileceğimizi bilemiyorum," diye ekledi kardeşi umutsuzca.
Kitabın konusu: Hare ve arkadaşları gittikleri kafede Hare'nin sorulan soruları çözmesiyle hep en güzel masaya otururlar. Ancak bir gün Can Bora bu durumu bozar ve o masayı kapar.
Bu kitap hem çabuk bitti hem de yavaş bitti gibi hissettirdi. Sevdiğim yerleri olduğu gibi biraz daha farklı şekilde hikayenin ilerlemesini bekliyordum. Tam olarak beklentimi karşılamadı. Yine de Can Bora'yı çok sevdim. Aşklarını da çok sevdim. Açıkçası kitap da düşmandan aşka görürüm diye düşünüyordum ama yazar o kafe olayından sonrasını çok başka yazmış. Ayrıca ben biraz da yavaş gelişen bir aşk bekliyordum ama ne bileyim sanki biraz hızlı ilerledi. Kitabın +13 olduğunu da söyleyeyim.
Spoiler olabilecek yorumuma gelirsek ben kafe olayından sonra o yaşlarına dair şeyler okumayı beklerken bir anda Hare'yi iş hayatında bulmak garip geldi. Ayrıca sevgili olduktan sonra yanlış anlaşılmalar ya da başka olaylar olmasını hiç sevmiyorum. Bir olay olacaksa da öncesinde olsun en son sevgili olsunlar. Bunun dışında Can Bora'nın romantikliği aşırı tatlıydı. Bir sürü alıntı yazdım ve kendisine bayıldım. Hare'yi de sevdim. Ayrıca eski kitaplardan okuduğumuz karakterleri görmek beni mutlu etti. Poyraz da dahil olmak üzere (en neticesinde onun hikayesini en önce okumuştuk). Artı olarak favorim Nehar ve Ateş'tir her zaman.
Kısacası kitabı sevdim, sadece beklediğim gibi ilerlemedi ama o da tamamen benim beklentimle alakalı bir şeydi. Tavsiye ederim. Bugünlük yorumum bu kadar, kendinize iyi bakın!
“Sabah bana canım dedin,” diye mırıldandı Can Bora, benim düşündüklerimden bağımsız bir şekilde. “Daha önce
hiç söylememiştin öyle.”
Gülümsedim. Bazı şeyleri yeni yeni öğreniyordum. Sevgimi sözcüklerle ifade etmek ve bunu günün her ânına yaymak da onlardan biriydi. “Canımsm,” derken parmaklarımı onun yüzünde dolaştırdım.“Bundan sonra daha çok
söylerim.”
Bakışlarını gözlerimden hiç ayırmadan,“Seni bırakıp gitmeyi hiç düşünmedim,” dedi. “Seni bırakmayacağım Hare. Gitmeyeceğim.”
“Evet,” dedim fısıltıyla. “Daha önce de söylemiştin.” Onu ilk defa öptüğüm gece. “Sana inanmamak benim aptallığımdı Can Bora. Bunun için kendimi affetmem uzun
sürecek.”
“Affedilmesi gereken tek bir yanın yok,” diye karşılık verdiğinde ciddiydi. “Hiç yok.”