Zaten aslında yaşamın kendisi de banal değil midir; ve aslında yaşamı bu kadar zor, çekilmez kılan da bu banallığı değil midir? Hepimiz her şeye rağmen aynı karanlık yolun yolcularıyız, ve bu yolun en karanlık ve engebeli olduğu zamanlar aslında en parlak göründüğü anlar – kimsenin daima cennet bahçesinde yaşayamayacağı da bir gerçek.
Sanki kendi derin ve kadim susuzluğunun farkına varmak için başkasının su içişini izliyordu. Belki de buydu eksik olan hayatta: yaşayabileceğinden azını yaşıyordu, susuzluğununun ancak sellerle giderebileceğini düşlüyordu.
Terlediğimde üşümek istiyorum.
Üşüdüğümde terlemek istiyorum.
Yalnız kaldığımda biriyle birlikte olmak istiyorum.
Biriyle birlikte olduğumda yalnız kalmak istiyorum.
Dünyadaki en güzel şey gölge olmalıydı, gölgenin milyonlarca kımıldayan şekli ve çıkmaz sokakları. Büro çekmecelerinde, dolaplarda, bavullarda hep gölge vardı, evlerin, ağaçların, taşların altında ve insanların gözlerinin, gülümsemelerinin ardında gölge vardı ve dünyanın gece tarafında kilometreler boyunca gölge vardı.