Çoğu kez duyduklarımdan yıpranmış bir insandım. Bazen sağır olup duymamayı, kör olup görmemeyi dilerdim. Öyle çok kötü sözlerden kaçtım ki bilemezsiniz. Sevdiklerim beni kıracak bir söz söyleyecekler diye aklım çıkardı. Üzülmemek için kimseyi ciddiye almamaya başladım sonrasında. Ne mi oldu? Yavaş yavaş sevgimi kaybettim insanoğluna karşı. Köklerinden güç alan ve kolay kolay yıkılıp, beni terketmeyeceğinden emin olduğum ağacı sevdim. Sessizdi, sadece rüzgarda sessini duyabiliyordum. Hayvanı sevdim. Ben onu sevdiğimde onun da beni sevmesi hoşuma gitti. Karşılıksız bir sevgi değildi. Gökyüzünü sevdim. Bana bulutlarıyla gizli mesajlar verip eğlendirmesini biliyordu. Ara sıra ağlardı o kadar. Hem ben de ağlarım ara sıra aşinaydım. Ama insanlara gelince soğumuştum bir kere. Sonraları bir aydınlanma yaşadım sandım kendi kendime. Sevdiklerim de beni seviyorlarsa eğer beni kıracak sözlerden uzak durmayı bilmeliydiler. Bilmeyenle de işim olmamalıydı, kestirip atmalıydım. Sonra öyle olduğunu sandığım birisi çıktı karşıma. Bana karşı çok nazikti. Aslında bütün kadınlara karşı öyle olduğunu düşünüyordum. Hassas ve duygulu biriydi. Elini eteğini çekmişti sanki kötü olan her şeyden. Onunla konuştukça insanı insan yapan şeyleri görüyordum hep. Sanki bir rüya gibiydi ve benim kalbime dokunuyordu. Onda sevdiğim sessizlik ve sakinlikti önceleri. Gün geçti, içimdeki sevgi büyüdü. Artık kabına sığamayıp taşmak istiyordu. Ama o susmaya, içinde yaşamaya devam etti. Önceleri sevdiğim sessizliği bana ölüm gibi gelmeye başladı. O sustukça nefes alamıyordum sanki. "Konuş be adam, iyi veya kötü bir şey söyle!" Artık kırıcıda olsa söylenmeyen sözler beni daha da üzmeye başlamıştı. Bunun adı önemsenmemek miydi acaba? İşte buna dayanamazdım. İçimde kocaman bir deve dönüşen sevgi bunu kabul