Tarihi insanlar yapar; sırası geldiğinde, tarih de insanları bozar. İnsan tarihin hem faili hem nesnesi, hem icracısı hem kurbanıdır. Bugüne kadar ona hakim olduğunu sanıyordu, şimdi artık elinden kaçtığını, çözülmez ve katlanılmaz olanın içinde gelişip serpildiğini biliyor: sonunda varacağı yerin hiçbir gaye barındırmadığı çılgın bir destan bu.
Tehlikeye atılmayı göze almadan daha yüksek bir bilinç seviyesine erişilmiyor, tıpkı kimi hayırlı zorunluluklardan hiç zarar görmeden kurtulamadığımız gibi. Öte yandan, bilincin fazlası bilinci artırırsa da, yine meşum ama tersi yönde işleyen bir başka olgu, özgürlüğün fazlası, mutlaka özgürlüğü öldürür. İşte bu nedenle, hangi alanda olursa olsun, bir kurtuluş hareketi hem ileriye doğru bir adım hem de çöküşün fitilidir.
Yapaylığın zirvesine ulaşan çağ kendisinde en eksik olan hale, saflığa, hasret duyuyordu. Aynı zamanda da saf duygular, hakiki duygular "aptallığa", basitliğe sarınabilecek donanıma sahip olmayanların anlayamayacağı türlere, vahşilere, saftirik ya da budalalara tahsis edilmişti.