6/10
·192 syf.··
2020 308. kitabı
Arjantin doğumlu yazar Alberto Manguel’i ‘Efsanevi Yaratıklar’la ilk elime alışım. Babasının mesleği (diplomat) gereği pek çok ülkede yaşamış ve çokça dil biliyormuş. Öğrenciliğinde Jorge Luis Borges’e dört yıl boyunca kitap okumuş. Aslında Manguel okudukça, Borges okuyormuşsunuz hissine kapılmamanız olası değil; etki-tepki olayı. Manguel, bu kitabı yazma amacını önsözde kendisi belirtmese de açıkladığını düşünüyorum: “Kendi hikâyelerine kök salmış kurmaca karakterler, ait oldukları kitapların sayfa sayfaları içinde işgal ettikleri yer ne kadar küçük ya da büyük olursa olsun, oraya hapsedilemez.” Buna karşın, Borges’in çok sevdiğim bir röportajında kendisine yöneltilen “gerçeklik mi, mitler mi?” sorusuna “gerçeklik” deyip ekler; “Gerçeklik, geç bir icattır.” Borges’in argümanı, mitler geçmişin gerçeğidir çıkarsamına işaret ediyor. Efsanevileştirilmiş olanı veya bizler ki nasıl bir hikâye anlatırken “rivayete göre...” söylemini kullanıyorsak, geçmişten günümüze gelebilen, bizleri etki altına alan ve yaşamımızı bu tarz mitlere göre şekillendiren -bir zamanlar- varlığımızı düşünürsek, gerçekliğin icadının halen sürdüğünü, Manguel ve Borges’in ne kadar önemli bir noktaya parmak bastığını anlayabiliriz. Yazar, hayatımızda bir şekilde okuduğumuz, hikâyesini-masalını duyduğumuz ve kimi zaman evde kulaktan kulağa, kuşaktan kuşağa -illa ki değişerek- gelen 37 farklı “yaratının” kökenini okuyoruz. Sosyolojik ve tarihsel süreçlerinden yararlanarak anlatıyor. Emsal, Don Kişot için, gerçeklik algısının nesnel oluşu (birçok şeyde), farklı bakış açılarını getiriyor ve Cervantes kitabın babası değil üvey babası olduğunu, öykünün yaratıcısı değil alıcısı olduğunu bize sık sık anlattığını ama okurların yüzyıllar boyunca ona inanmamayı tercih ettiğini söylüyor. Bu tarz cümleler,
Efsanevi YaratıklarAlberto Manguel · Yapı Kredi Yayınları · 2020195 okunma
Puan vermedi·160 syf.··
2026 52. kitabı
Serinin üçüncü kitabı. Çocuklara yönelik yazılmış ama sadece “anlatan” değil, düşündürmeye çalışan bir metin. Benim dikkatimi çeken nokta şu oldu: Kitapta bilim açık biçimde daha olumlu bir yerde konumlanıyor. Din ise daha çok eleştirel bir çerçevede ele alınıyor. Bu yaklaşım bilinçli bir tercih gibi duruyor. Çocuklara sorgulama alışkanlığı kazandırma niyeti var ama denge konusunda herkes aynı fikirde olmayabilir. Özellikle Yunan ve Roma tarihi üzerinden ilerliyor. Mitler, tanrılar, imparatorluklar… Ama asıl mesele olayların kendisi değil; insanların hikâyeler aracılığıyla dünyayı nasıl anlamlandırdığı. Yani kitap, tarih anlatırken aslında hikâye anlatıcılığının felsefesini yapıyor. İnsanların ortak hikâyeler etrafında birleşmesi, düşmanlıkların dostluğa dönüşmesi, inanç sistemlerinin toplumları şekillendirmesi… Bunları sade bir dille ama arka planda ciddi bir düşünsel altyapıyla veriyor. Özetle: Çocuk kitabı gibi başlıyor ama yetişkine de dokunan bir metin. Tarih anlatırken “insan neden hikâye üretir?” sorusunu sorduruyor.
1000Kitap
Durdurulamayan İnsanlık 3Yuval Noah Harari · Kolektif Kitap · 202592 okunma
Reklam
"Avcı ve Ufak Maymunlar"
Puan vermedi·200 syf.··
2026 27. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 12 Nisan 2026 15:04
Japon Mitolojisi (spoiler) "Japon Mitolojisi" kitabını okurken "Avcı ve Ufak Maymunlar" isimli bir mitolojik öyküye denk geldim. Şimdiye kadar okuduğum mitler arasında veganların seveceği bir mit kesinlikle. Böylesine hiç denk gelmemiştim. Ayrıca bitkiler ve hayvanlarla ilgili en iyi mitler bence bu kitapta. İçindeki şiirleri okurken yanında klasik müzik çok iyi gidiyor.. Tüm okurlara tavsiye ederim.. Dipnot: Sonradan bir de Japon Zen Müziği açtım. Öyle daha iyi oldu.keyifli okumalar herkese..
Japon MitolojisiMasaharu Anesaki · Maya Kitap · 2021135 okunma
9/10
·340 syf.··
2020 293. kitabı
Ölen Bir Kültür Üzerine İncelemeler, @metiskitap’ın ilk kitabı ve yayınevinin bu kitabı yayımlatmak için kurulduğu gerçeği kitabın hemen ‘sunuş’ kısmında doğrulanıyor ve bu ayın okuduğum en iyi kitabı olduğunu belirtmeliyim. Shaw, tüm çevrelerce sosyalist tanınıp öyle olmadığını; burjuva inancının getirmiş olduğu insanın tamamen özgür olabilir yanılsamasına tutulmuş ve düşüncesiz eyleme inandığını belirtir. Caudwell buna karşı çıkarak, eylemsiz düşüncenin faşist temele uygunluğu konusunda sert bir dille eleştirir Shaw’u ve düşüncenin tek başına önceliğine inandığı için, eserlerinde tüm oyunlarında insanları yürüyen bir zihin olarak göstermiştir. Nam-ı diğer casus Arabistanlı Lawrence, aslında kendisinin kaçtığı burjuva düzeninin ya isteyerek ya da istemeyerek ilkel bir topluma nasıl bulaştırdığını ve sonunu getirdiğini, lanetini beraberinde getirdiğinden dem vurur ve ekler; bilinçten kaçan Oxford mezununun, Arabistan çöllerine uyumu için çokça burjuva kültürü zehirlenmesine maruz kalmış bir entelektüeldi. Dolayıyla 20. kahramanı(!) kendi batağına saplanmıştı. Wells’in küçük bir burjuva olduğunu ve sınıflar arasında en tatsızı olarak değerlendiriliyor. Wells’in ara tabakada yer alması, bir adım aşağısının “proletarya” arasına düşme korkusunun eserlerine yansıdığı bir gerçek. Sanatın toplumsal işlev kanıtı yerine satışıyla ilgilenmesinden dolayı yazarlık yeteneğini sekteye uğratmış. Sanatı elde edemediği gibi bilimdense vazgeçemeye zorlandığı için popüler romancı fikrini üstlenmek zorunda kaldı. Marx ütopya yerine toplumsal ilişkilerinin temel yasalarını ortaya koyarak, ütopya karşısına yürüyen gerçek bir distopya tablosunu çıkardı. Bilimin dinden etkilenmesi çıkmazının en büyük kanıtlarından Freud olmuştur. Bilim, dinbilimcilerin savunmuş olduğu ‘kanıtları’
Ölen Bir Kültür Üzerine İncelemelerChristopher Caudwell · Metis Yayınları · 198218 okunma
8/10
·136 syf.··
2026 90. kitabı
Pers Mitolojisi #okudumbitti @mayakitap ’ın #mitolojikkitaplar dizisinde sıra #PersMitolojisi’ne gelince şunu fark ettim: Bu kitap “mitoloji anlatısı”ndan çok daha fazlası; resmen Pers/İran kültür dünyasına açılan bir rehber gibi. Kitabın en sevdiğim yanı Pers mitolojisini “isimler ve hikâyeler” listesine indirgemiyor. Zerdüştlük, İran gelenekleri, kavramların kökeni ve bu inanç dünyasının mitlerle nasıl iç içe geçtiği çok net bir şekilde anlatılıyor. Benim gibi “tamam ben bunu daha önce duydum ama neydi bu?” diye kafası karışan biri için ilaç gibi geldi. Kitabın dili bence araştırma kitabı olmasına rağmen oldukça akıcı ve toparlayıcı. Bilgiyi üst üste yığmak yerine, adım adım kuruyor; okurken “dur bir geri sarayım” hissi çok az yaşadım. Üstelik anlatılanlar, mitolojiyi sadece fantastik bir şey olarak değil, kültürün hafızası olarak görmeyi sağlıyor. O yüzden okurken sürekli “E tamam, bu yüzden böyle düşünmüşler” diye içten içe aydınlanma yaşadım. Kitap, okuru “mitler tamamen hayal ürünü mü?” sorusuyla dürtüyor ama bunu şov amaçlı yapmıyor; düşünmeye alan açıyor. Hem merak duygusunu diri tutuyor, hem de kaynak/çerçeve hissini kaybettirmiyor. Bu dengeyi her mitoloji kitabında bulamıyorum açıkçası. Pers mitolojisine uzaktan bakıp “çok karışık ya” diyorsanız, bu kitap tam bir başlangıç/derinleşme köprüsü. Ben okurken notlar aldım, altını çizdim, sonra da kendimi “tamam şimdi başka neler okuyabilirim?” diye liste yaparken buldum. Eğer genel mitoloji altyapınız varsa çok keyif alırsınız; yoksa bile bu kitap, kavramları açıklayarak eli daha sıkı tutuyor. #kitapkolikkafasikitapyorumu #reklamdeğilöneri
Pers MitolojisiArthur Berriedale Keith · Maya Kitap · 202334 okunma
Puan vermedi·64 syf.··
2026 22. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 23 Mart 2026 00:00
Öyküler hayatın içinden pencereler gibi küçük bir kesitle derin izler bırakan ve çok kelimeyle çok şey anlatan. Kısacık ama her öykü sonrası kitabı kenara bırakıp düşünmeye zorlayan, ben ne yapardım dedirten, derin bir soluk aldıran dokunuşu vardı. Her biri derin ve anlamlı, yanlızlığıyla boğuşan kadının en sonunda en güvenli limana sığınması da var, herşeyine sabrettiği eşinin aldatmasını inci bir küpe ile anlayanı da, iş bahanesiyle başka hayat kuranıda, ölünce miras için doluşan sahte kalabalığıda ama hepsinin ardında yalnız bırakılmış bir kadın, yarım kalmış umutlar vardı. Özellikle Meryem'in hikayesi iftira ile hayattan koparılan Meryem ve onunla son gecesinde uyurken izleyen babasının öyküsü sarsıcıydı. 9 farklı öykünün ortak noktası kadın ve onların gitmek ya da kalmak arasındaki ince çizgide yaşadıkları. Kadın olmanın aslında; dünyayı sırtlanıp, herşeyi çözüp, kendini feda ederek olduğunu, birde çocukların varsa onlar için herşeyi yapabileceğin duygusuyla yetiştirilip kendini en sona atan bir doğası var. Bu öğretilerle yetişen neslin kendini adayış öyküleri kitapta ki. Sevgili Sibel çok derin ve etkileyici yazmış kalemine yüreğine sağlık nice güzel kitaplarda buluşuruz inşallah. Kalemin daimi olsun. İlkbaharın habercisi cemre düşmüş, soğuk hava yerini ılık bir akşama bırakmıştı ancak benim gönlüme karlar yapıyordu... Cephesi belli olmayan, zaman zaman yaylım ateşine tutulduğum savaş meydanında yalnız bırakıldım. Memento Mori (Ölümü hatırla, ölümsüz değilsin...)
Yokuştaki EvSibel Dülger · Portal Kitap Yayınları · 202640 okunma
Reklam