Seviniyordurdu da. Yıllardır ilk kez gerçekten mutluydu. Aldığı her nefesle daha da büyüyen umut sarmaşığı gibi bu duygu her düşüncesinin etrafına sarılıyordu. Bu duyguyu aklına çokça getirmemeye çalışıyordu, varlığını tanıması bir şekilde yok olmasına neden olacakmış gibi.
“Son derece yargılayayıcısın.”
“Yargılarda bulunmuyorsan akla ne gerek var?”
“Peki ya insanları aklının acımasız yargılarından sakınmayacaksan kalbe ne gerek var?”
O mektupta insanları temel olarak birbirinden ayıran bir şey olduğunu yazmışım: Ruh huzuru ve mutluluk arayanların inançlı olmaları gerektiğini, hakikatin peşinden koşmayı isteyenlerin ise huzurdan vazgeçip hayatlarını araştırmaya adamaları gerektiğini belirtmişim