Şu yoğun geçirdiğim dönemde kafa olarak rahatlatan kitaplara çok ihtiyaç duyuyorum. O zamanlarda da Aziz Nesin okumak iyi hissettiriyor. Bu defa yazarın derlemelerini içeren bu kitaba başladım.
İçerisinde farklı türden yazılar barındıran kitap, kimi zaman (Belki de o anki ruh halimdendir.) beni gülmekten kırıp geçirdi, kimi zaman da merak içerisinde bıraktı. Tabi en önemlisi de bir çok cümlenin altında yatan mesajlardı.
Bazı bölümler hoşuma gitmesede çerez niyetine okuyup bolca tebessüm ettirdiğinden sizlere de tavsiye ederim. İyi okumalar.
Bu kitap yine internetin derinliklerinde tavsiye kitap ararken karşıma çıkanlardan. Nedendir bilmiyorum ben bu kitabı çok farklı bir türde düşünerek almıştım.
Kitabın ismi her ne kadar kurbanı beslemek olsa da kitapta 3 farklı uzun öykü yer alıyor. Her biri zamanında ayrı ayrı yayınlanmış öyküler. Öyküler kurbanı beslemek ile başlıyor, Delilikten Kurtar Bizi ve Gözyaşlarımı Sileceği Gün ile devam ediyor.
Doğrusunu söylemek gerekirse hikayeler sırasıyla hantallaşıyor, kitap bir süre sonra çekilmez hale gelebiliyor. Kurbanı beslemek öyküsünün müthiş olduğunu söyleyebilirim. Irkçılığı, nefreti belki de günlük hayatta kurban ettiğiniz her şeye dem vuruyor kitap. Yazar bütün konuyu gündelik hayata bir çocuğun gözünden öyle güzel indirgemiş ki anlatamam.
Son hikaye o kadar yoğun o kadar dışlayıcı ki, ne olduğunu bile anlayamadım bir süre. Dönem olarak zaten Dünya Savaşı sonrası Japonya mevzu bahis olduğundan insanları anlamak ayrı bir zor olabiliyor.
Delilikten Kurtar Bizi konusunda söyleyecek bir şey bulamıyorum konu olarak duygusal açıdan çok derin. Fakat okuması en az son öykü kadar zor olabilecek bir öykü (Özellikle serviste takır tukur gidiyorken) .
Bir daha Kenzaburo Oe okur muyum bilinmez. Fena bir eser değil. Ama benlikte değildi.
İş yerine kitabımı götürmeyi unutunca ister istemez girip online, ucuza gözüme çarpan kitabı satın aldım. E-kitaplardan hiç haz etmediğimi de belirtmem lazım. Agatha okumayalı üzerinden baya zaman geçmiş olmalı. En son On Küçük Zenci'yi okuduğumu hatırlıyorum.
Kitap kısa fakat inanılmaz derecede sürükleyici. Önceki çoğu kitabının belli mekanlarda geçtiğini hatırlıyorum. Bu sefer olaylar farklı şehirlerde cereyan ediyor. Durum öyle olunca detaylar azalsa da hikaye hız kazanıp, monotonluktan kurtuluyor.
Tabii ki yazar yine kitabın sonunda voleyi ters köşeye vuruyor. Okuyunca bu kısımlarda zevk alacağınızı söyleyebilirim. Bu arada hatırlatmakta fayda var. Kitabın baş karakteri Hercule Poirote. Bu satırları yazarken merak edip Hercule Poirot vs. Miss Marple üzerine yazıları okumadım değil :)
İyi okumalar.