Öncelikle, bu etkileyici kitabın incelemesini yazarken spoiler verme ihtimalim var. Dikkatli okumanızı tavsiye ederim.
"Gün Olur Asra Bedel" düşündükten sonra ne kadar hoş,
anlamlı ve etkileyici bir cümle, değil mi? Kitap hakkındaki görüşlerim de aynı bu cümledeki gibi oldu. Kendim için uygun bir zamanda okumaya başladığımdan dolayı, daha fazla etkilenmiş olabilirim.
Bundan önce; Cengiz Aytmatov'un "Beyaz Gemi" ve "Cemile" eserlerini okumuş ve aynı şekilde çok beğenmiştim. Kitabı okurken; genelde sebepsizce önyargılı bir yaklaşım sergilediğim bozkır ortamında, sanki oraya aitmişim gibi, şaşırtıcı bir şekilde huzurlu hissettim diyebilirim.
Kitaptaki karakterlerin, özellikle de Yedigey'in geleneklerini koruma çabalarını takdir ettim. Zaten kitap da tam olarak böyle bir durumda başlıyor. Kazangap'ın cenazesinde Yedigey'in tavırlarını ve öncesinde kurmuş oldukları dostlukları beğendim ve kitabı okurken gözümde canlandırmaktan kendimi alamadım.
"Bu yerlerde trenler doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir, gider gelirdi...
Bu yerlerde demir yolunun her iki yanında ıssız, engin, sarı kumlu bozkırların özeği Sarı-Özek uzar giderdi.
Coğrafyada uzaklıklar nasıl Greenwich meridyeninden başlıyorsa, bu yerlerde de mesafeler demir yoluna göre hesaplanırdı.
Trenler ise doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir, gider gelirdi..."
Neredeyse her bölüm bu ifadeyle başlıyor ve liseye geçtiğimden beri her sene bir "leitmotiv" örneği olarak karşıma çıkıyor. Kitabı okumayı hep merak ediyordum, ancak yakın zamanda edinebilmiştim.
Kitabın anlatımında etkileyici ve başarılı bulduğum bir diğer kısım da geri dönüşlerdi. Özellikle de Abutalip Kuttubayev'in hikayesi ile birlikte kitap benim için çok daha ilgi çekici bir hâle geldi. Kitapta kendi karakterime en yakın kişi olarak gördüğüm