Bu kitabın bir bölümü yanlış hatırlamıyorsam lisede edebiyat dersinde karşıma çıkmıştı ve tam halini okumayı hep istemiştim. Yıllar sonra İstanbul’da bir sahafta hem eski bir basımını hem de iki cildini de beraber görünce hemen aldım. Bu arada sanıyorum ki kitabın iki cildin bir arada olduğu bir baskısı da mevcut.
Kitabı genel olarak beğendim, aslında kitabın başka yorumlarında kitabı beğenmeyen daha doğrusu sıkıcı bulan birçok kişiye rastladım. İkinci cilt özelinde konuşursam yer yer ben de kitabı sıkıcı buldum çünkü olay örgüsü ilk cildin aksine ilgimi çeken çok az konuya değiniyordu. O yüzden ilk cilt hakkında yazacağım.
Birinci cilt, dolayısıyla kitap Norveç’in kırsalına yerleşen bir adamın zamanla gelişimini anlatıyor. Kitaptaki üslup ve karakter analizleri hoşuma gitti. Zamanın bizde bıraktığı olumlu değişimleri seven biri olarak, kitap bana insan emeğinin değerini ve gösterilen çabanın her zaman karşılık bulacağını bir kez daha hatırlattı.
Son olarak, beni kitabın içine çeken o ilk cümleleri paylaşmak istiyorum:
“Bataklıklardan geçerek ormana giren bu uzun patikayı kim mi açtı? O adam, buralara gelen o ilk insan açtı. Ondan önce bu yol yoktu henüz.”
Keyifli okumalar!
“Yalnızlığın ona alışanlara verdiği teselli, ispirtonun, düşkünlerine verdiği teselliden çok daha kuvvetli ve derindir. Ben bunu bilirim, ben kimsesizliğin hudutsuz açık denizlerinde âvare yüzmesini bilirim, ben umman dalgalarının başımın üstünde kudurarak haykırdıkları geceler sabahlara kadar nefesim kesik, göğsüm tıkalı, gözlerim kapalı durmasını bilirim.”