Ben 1k da alıntı bırakıp kaçan tayfadanım aslında ama bu kitabın kapağını kapattıktan sonra kitapla ilgili duygu ve düşüncelerimin kesinlikle uçup gitmesini istemediğimi fark ettim. Öncelikle bana uzun aradan sonra inceleme yazdıran bu kitabı tabiii ki de ilk fırsatta okumanızı isterim.
>>>Genel hatlarıyla kitap geniş bir ailenin her ferdine teker teker odaklanıyor.Aslında aynı hikâyeye farklı pencerelerden de bakıyoruz diyebilirim. Kitap ailenin ortanca oğlu Ethem’in penceresinden başlıyor ve de onunkiyle de bitiyor. Şermin Yaşar gibi benim de en derinden hissettiğim karakter Ethem’ciğim oldu vefakat Ethem’le beraber hangi karakterin ağzından hikâyeyi dinlersem oyumu ondan yana kullandım. Kitap boyunca hangi karaktere kızdıysam sıra onu dinlemeye geldiğinde o karakterle sarılıp helalleştik.Kitabın en sevdiğim yanı da bu oldu.Gerçek hayatta da kapalı kapılar ardında kimin ne yaşadığını, nasıl yaraları olduğunu, nerelerden incindiğindiği bilmeden herkesi kendi terazimizle yargılarız ve hepimiz de kendi hikâyemizde haklıyızdır. Kitap da da geçtiği gibi “Bu kadar değildi kimsenin hikâyesi, biz olana bakıyorduk” bana kalırsa olanla da yetiniyoruz. Çünkü herkesin hikâyesi kendine yetiyor ve bir yerden sonra olay, kitabın son satırlarında da yer verdiği şekilde noktalanıyor: >“Yeter bildiklerimiz be Ethem” dedi. “Çok bilmek de iyi değil. Söyleme bilmeyeyim…”