Makedonya topraklarında ilerlerken, etrafımızdaki köylerin, insanların, yani şu bizim Osmanlı Devleti dediğimiz saltanatın halkı, tebaası daha da karışık görünmeye başladı. Çünkü Makedonya siyaseten kaynayan bir kazan değil, bir ırklar kazanıydı aynı zamanda. Türkler, Rumlar, Bulgarlar, Ulahlar, daha yukarıda Sırplar, Arnavutluk'ta çeşitli ırk yığınları. Selanik'te ve şehirlerde yığınlaşan Yahudileri, dönmeleri tabii bu hesaba katmıyorum. Çünkü onların ticaret menfaatlerinden başka siyasi bir davaları yoktu. Hele Osmanlı idaresinden pek memundular. Çünkü Osmanlı devleti saf Türk halkının kanını muhaberelerde , iç savaşlarda, isyanlarda eritir fakat azınlıklardan hiçbir asker almazdı.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Osmanlılığı Rumeli'de ebediyen yaşatacağımıza inanıyorduk. Bizim için bundan tabii, bundan doğru bir şey de olamazdı. Biz bu işler için yetiştirilmiştik. Bizim vazifemiz buydu.
İstanbul'dan ayrıldıktan sonra evvela Doğu ve Batı Trakya topraklarından geçtik. İşte artık Rumeli'deydik. o zamanki Rumeli'nin en önemli görünüşü , bu topraklarda eski veya daha sonra yerleşmiş ama ırk, soy ve kanları birbirinden ayrı çeşitli millet, parça ve guruplarının, köylerde ve kasabalarda yaşayışları idi. Gerçi Türkler çoğunluktaydı. Ama tek ve birlik bir nüfus yığını da teşkil etmiyorlardı. Bilhassa Rumlar, Bulgarlar Trakya topraklarında bile Türklerle iç içe yahut yan yana görünüyorlardı. Yani kısacası biz Rumeli'yi asırlarca önce fethetmiştik. Ama kaynaşmış bir Türk birliği yaratamamıştık.
En yakın ve sevdiğim arkadaşım ve biz tevkif edildiğimiz zaman evimize koşup zararlı evrakı, kitapları Padişah'ın hafiyelerinden önce bulan ve imha eden Şevki'nin kurası IV. Orduya çıkmıştı. IV. ordu merkezi Erzincan'daydı. o da çok heyecanlı ve sevinçliydi. Hâlbuki Şevki'nin de Rumeli'ye düşmesini, arkadaşlığımızın orada da devamını isterdim. Arkadaşlar arasında ona "Şişko Şevki" derdik. Ama canlı bir insandı. Altın gibi bir kalbi vardı. Şevki'ye bu ayrılışımız için üzüntümü anlatmak istedim. Fakat o talihinden memnundu. Çünkü daha mektep sıralarındayken de her vesileyle şöyle konuşuyordu. "Allah benim canımı Türklerin içinde alsın, ben senin gibi deli değilim. Nasıl olsa gâvura kalacak topraklar için ölmek istemem.
Mektebi bitirince biz de kuralarımızı çektik. Ben Makedonya'da III. ordu emrine düştüm. Bundan ne kadar sevinç ve heyecan duyduğumu anlatamam Çünkü evvela gene yeğenim Enver ile aynı ordu emrinde buluşacaktık. Sonra da bizim bulunacağımız Makedonya, imparatorluğun en hareketli alanıydı. iç savaşlar, çeteler, çete savaşları, ihtilal ve hürriyet hareketleri hep oradaydı. Biz ise, her ikimiz de, daha mektepte, bu Hürriyet, mücadele ve ihtiraslar içinde yetişmiştik.