Bugünkü neslin hatırasında Trablus belki bir duman kadar bile belli değildir. Ama Trablus'ta dövüşen Türklerle Trablus Arapları başka türlü insanlardır. ve Trablus Harbi'nde bu insanlar mucizeler yarattılar.
Vapur Tunus iskelesine yanaşınca rıhtıma çıktım. Fakat beni hemen biri sivil biri resmi iki polis çevirdi. Sordular:
"Vapurdaki Türk zabiti siz misiniz?
"Vapurdaki Türk benim, Zabit olup olmadığıma gelince..."
"Buyurun Komiserliğe.."
Salonun kapısı yanında uzun bir mızrak ve üzerine kılıflı bir kitap vardı. pazarlığı kolaylaştırmak için döktüğü diller arasında şunlar da vardı. "Ben Arap neslindenim. Bu mızrak ecdadımdan kalmıştır. Bu kılıfın içindeki de mukaddes Kur'an'dır.
Bu adamın rengi esmer ve saçları kıvırcık olduğuna göre sözleri doğru olabilirdi. Ama bu eski dindaşlık, bizim aramızdaki pazarlığa hiç tesir etmiyordu! Ve şu da oldu ki, bu adam Trablus'a bir tek fişek bile yollamadığı halde, o gece bizden önemli bir avansı altın olarak aldı.
Benim hep üzerinde durduğum bu zabitlerin ne için Trablus'a geçemedikleri idi. Niçin burada bekleşiyorlardı. Yoksa Paris ve Fransız kızları onların ayaklarını mı bağlamıştı.
Mesela arkadaşım Mustafa Kemal bunlar arasındaydı. ve o daha önce de ittihat ve terakki tarafından Trablus'a gönderildiği ve orada asker-siyasi vazifeler gördüğü için oraları en iyi bilenimizdi. Ama o Trablus'a Mısır üzerinden gitti. Ben Avrupa yolunu tercih ettim.