Masanın üzerine bir tabanca, bir hançer ve açılmış bir Kur'ân konulmuştu. Ortadaki uzunca boylu olan tatlı bir sesle konuştu:
"32 senedir milletin bünyesini hain bir kurt gibi kemiren istibdat idaresine karşı, mazlum milletin intikamını almaya hazır mısın?
Cevap verdim:
"Evet!"
"Verdiğiniz sözü önünüzde gördüğünüz Kur'an-ı Kerim, tabanca ve hançerle teyit ve bunların üzerine el basarak yemin eder misiniz?
"İşte Kur'an-ı Kerim üzerine el basarak yemin ediyorum. Eğer sizlere ihanet edecek olursam, tabanca ve hançere layık olayım... Meşrutiyet elde edilinceye kadar Abdülhamit idaresine karşı gücüm yettiği kadar mücadele edeceğim. Cemiyet'in bu idareyi yıkıncaya kadar vereceği kararlara fedakârca itaat edeceğim. Şayet bu mukaddes maksadın elde edilmesinden evvel tevkif olursam, Cemiyet'in sırları hakkında etlerim, kemiklerim ayrılıncaya kadar işkenceye maruz kalsam da hiçbir şey ifşa etmeyeceğim. Dinim, namusum, şerefim üzerine yemin ediyorum! Yeminimi bozarsam kanımı, canımı şimdiden helal ediyorum..."
Ortadaki zat beni tebrik etti. Bazı güzel sözler söyledi. Yüzlerini görmeden vedalaştık. Ama bu sesi hiç unutmadım. Ve uzunca bir zaman sonra bu sesin sahibi ile galiba karşılaştım da. bu zat sonradan sadrazam olan Talat Paşaydı.
işte o geceden sonra artık ben de bir ihtilâlciydim...