Bir memur düşün; hayatı boyunca küçümsenmiş, alay edilmiş, kimse tarafından önemsenmemiş. Ne ailesi var, ne dostu. Fakirlik içinde sürünmüş, tek bir hayali olmuş: kendine bir palto yaptırmak. O paltoyu da çaldırıyor. Ardından üzüntüden ölüp gidiyor. Vay anam vay!..
Gogol’un dehası burada: sıradan bir memurun hikâyesini öyle bir anlatıyor ki, aslında bütün toplumun çürümüşlüğünü gözler önüne seriyor. İnsanların birbirine yaptığı mobbing, küçümseme, taciz… Tanıdık geldi mi size? Bunların hepsi Akakiy’in hayatında birikir ve sonunda onu yok eder. Palto ise onun tek umudu, tek kimliği, tek “varlık” göstergesi. Çalındığında, aslında onun varlığı da elinden alınmış oluyor.
Bu yüzden Dostoyevski’nin ünlü sözü vardır: “Hepimiz Gogol’un Palto’sundan çıktık.” Çünkü bu hikâye, sıradan insanın trajedisini ve toplumun acımasızlığını öyle yalın bir şekilde ortaya koyar ki, bütün Rus edebiyatının temel taşlarından biri olur.
Eğer Palto'yu okuduysanız ve etkilendiyseniz, Dürüst Hırsız ile Katip Bartleby'yi de okumanızı şiddetle tavsiye ederim:
1. Palto – Nikolay Gogol
2. Dürüst Hırsız – Fyodor Dostoyevski
3. Katip Bartleby – Herman Melville
Bu üç eser birlikte, modern edebiyatın en temel sorularından birini sorar: Sistem karşısında ezilen, yalnızlaşan ve yok olan "küçük insan"ın çaresizliği nasıl anlatılır?
Bu üç kitap arasında güçlü bir duygusal korelasyon vardır. Özellikle iş hayatına yeni başlayan gençlerin, kişisel gelişim kitapları okumak yerine oturup bu tür içerikleri okumalarını, duygusal zekâlarını geliştirmelerini öneririm.
İyi okumalar dilerim.