Kısa süreliğine bir işe girdim. Ve kafayı yedim. İnsanlar modern köleler olmuşlar. Hayatlarının karşılığında üç beş kuruşa razı olmuşlar. Ama buna da mecbur bırakılmışlar. Hayatları tamamen o. Başka bir hayatları yok. Hep aynı yüzler, aynı muhabbetler. Dedikodu, şamata, ilgini çekmeyen sohpetler, kenarda köşede flört edenler. Kitap okuyan yok. Öyle bir zamanları da yok. Hobi yok. Hobiye ayırıcak zaman da para da yok. Sizden nasıl yaşamanız isteniyorsa öyle yaşıyorsunuz.
Hayatın merkezine sadece cinsel hazzı oturtmak, evrimsel hiyerarşide basit bir sığırın seviyesine inmektir. Laboratuvar deneylerindeki fareler, haz merkezleri uyarıldığında ölünceye kadar o pedala basmaya devam ederler; modern insanın sanal bedenleri tüketmek için ekran karşısında saatlerce vakit geçirmesinin bu fareden farkı yoktur.
Psikoloji
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Bir bitki çayı sıcaklığı...
Çok sık hasta oluyor musunuz? Ben çok fazla olmam ama her hastalandığımda kendime diyorum ki; "Ya ben unutmuşum, insan ne kadar zayıf bir varlıkmış." Gerçekten çok aciziz. ​Bu yazıyı her zamanki gibi şükre bağlayıp bitirmeyeceğim, başka bir şey söylemek istiyorum: Her seferinde empati yapabildiğimi düşünsem de hasta olan insanlara karşı daha naif, daha hizmet odaklı davranmam gerektiği fikri uyanıyor bende. Çünkü mesela arkadaşım, ailemden biri hasta olsa, kendimce bir iki şey yapıp bırakıyorum; onun ihtiyaçlarını gerçekten gözetmiyorum. Ben onun başını on dakika ovdum diye bütün vicdani hesaplarım da rafa kalkıyor. O insanın neye ihtiyacı olduğunu biraz daha gözetmeyi unutuyorum. Eminim siz de bazen benim gibi hayatın telaşına kapılıyorsunuzdur. Ben dinimizin hasta ziyareti için neden "büyük sevap" dediğini şimdi daha iyi anlıyorum. ​Çünkü insan, hastayken hem duygusal hem de bedenen çok zayıf bir halde oluyor. Ona uzanan küçük bir bitki çayı, bazen en büyük "göz aydınlığı" olabiliyor. Yakın bir arkadaş, daha sen kendi iyi olmadığını bile fark etmeden tansiyon aletiyle gelince mutlu oluyorsun. Sevginin tazelenmeye ihtiyacı vardır; bir tansiyon aleti, sevgi ölçeğini de yüksek tutuyor. ​Bizler, modern zamanın getirisiyle "kendimi ihmal etmeyeyim, kendimi başkalarına kullandırtmayayım" diye düşünmekten, sevdiklerimize hizmet edip o sevgiyi tazelemeyi unutuyoruz. Bu yazı; acizliğimizi hatırlamak, sevdiklerimizi ise unutmamak için yazılmış gibi oldu biraz. ​Etrafımıza, ailemize şefkatle hizmet ettiğimiz günlerimiz olsun...
İnsan ve Duygular
Bazı perspektiften bakıldığında, modern insanın "faiz" kelimesini sadece bankacılık terminolojisine sıkıştırması, asıl büyük kuşatmayı (riba döngüsünü) gizlemek için kullanılan en büyük illüzyon sayılabilir
1000Kitap
Yorumum:
Eveet sonunda filmi bitirebildim. İlk izlediğim siyah beyaz filmdi. Ayrıca sadece sessiz olması ve çok az konuşma olması da eklenince başlarda garip geldi ama biraz izleyince alıştım. Karakterin dişlilerin arasın sıkışıp sistemin parçası haline gelmesi bence asıl mesajdı. Ayrıca yemek yeme makinesi olayı da "köpek gibi çalışmalısınız"ın bence farklı bir versiyonuydu. Bunun yanında hapishanedeki yaşamın bile günlük hayata yeğ tutuluyor olması ve uyuşturucuya yapılan gönderme de iyiydi. Çünkü filmi araştırırken bu konudan bahsetmenin o dönemler için sıkıntılı olduğunu okumuştum. Bunun yanında uzun süreli kahkahalar atmadım ama güldüğüm yerler oldu. O yürüyüş bile gülmeye sebep zaten uhgıuıfdy ve sonunda her şeye rağmen kıza tebessüm etmesini söylemesi de çok hoşuma gitti.. Bir de sesini duyunca o karaktere tam da o tonda bir ses yakışırdı zaten diye düşünmeden de edemedim nedense. Modern Times böyleydi benim için. Ailecek de izlenebilecek bir film. Velhasıl öneririm :) Şahsen C. C. izlemeye devam etmeyi planlıyorum 😌 Bir de unutmadan jest ve mimiklerin, oyunculukların (ve de kızın) güzelliği daha doğrusu başarısı; konuşmadan da 1 buçuk saatlik filmi izletiyor ve duyguları da yansıtabiliyor. Belki de günümüzde eksik olan şeylerden biri de budur. Ne kadar renk olsa da özellikle de günümüz TV dizilerinin kaçı duyguyu geçirebiliyor acaba?? Tartışılır..

s.âye.

@faydasizfaylozof
·
Charlie Chaplin izleyelim!
Selamlar millet! Geçen günlerde okuduğum bir edebiyat dergisinde Charlie Chaplin ve onun, dönemine göre oldukça cesur olan Modern Times(1936) ile the Great Dictator(1940) filmlerine yer verilmişti ve ilgimi çekti. Şuraya merakınızı celbetmek amacıyla ilk film hakkında birtakım bilgiler bırakacağım. Diğer filmi ise başka bir iletide ele alacağım. Ve aklımda Chaplin'in biyografisine de bir göz atmak var, o da bir başka iletiye inşallah. Şimdi biraz fikir sahibi olalım. Buyurunuz 🫴🏼 •Film, "kültürel, tarihi veya estetik açıdan önemli" olduğu gerekçesiyle dünyanın en büyük kütüphanesi olan Kongre Kütüphanesi tarafından Ulusal Film Arşivi'nde korunmak üzere seçilen ilk 25 filmden biri olma şerefine nail olmuş. •Filmdeki cesurluğun asıl sebebi işlediği konu çünkü 1919 Ekonomik Buhran sonrası insanın "makineleşmesi" ve ilginç(?) bir şekilde de aynı zamanda "koyunlaşması" eleştiriliyor. •Filmde kullanılan hüzünlü tema müziği bizzat Charlie Chaplin tarafından bestelenmiş. Daha sonra ise söz eklenerek "Smile" adını almış ve Joker filminde kullanılmış. Michael Jackson'la özdeşleşen "moonwalk"un tabiri caizse bebeklik adımları da bu filmde atılmış. •1920'lerin sonunda başlayan "sesli sinema" furyası üstünden baskı yapan stüdyolara olabildiğince direnen Chaplin, bu filmde ilk kez sesini kullanmış. Ancak yapılan baskıyı protesto etmek amacıyla "uydurma bir dil"de "Saçma Şarkı"sını söylemiş Ayrıca böyle yaparak aslında "alın size ses ama ben yine kendi bildiğimi okuyacağım" da demiştir bir bakıma. Bunun yanında şarkının sözleri anlamsız fakat Fransızca ve İtalyanca kelimeler içeriyor gibi görünmekte. Komik etki için kasıtlı olarak yarı anlaşılır kelimelerin kullanılması da the Great Dictatör'deki Adenoid Hynkel'in konuşmalarına -ki bu karakter Hitler'in parodisidir-
ALİYA’NIN ENTELEKTÜEL KAYNAKLARI VE DÜŞÜNSEL HARİTASI
Aliya yalnız bir siyaset adamı değil, felsefeyle yoğrulmuş bir düşünürdür. Düşünce dünyasında hem Doğu’nun hem Batı’nın en büyük isimleriyle konuşur: Kant, Dostoyevski, Nietzsche, Kierkegaard, Berdyaev, Gazali, İkbal, Nursî... Bu geniş yelpaze, onun “Doğu-Batı köprüsü” olma misyonunu entelektüel düzeyde açıklar. Kant’tan ahlak yasası, Dostoyevski’den vicdanın trajedisi, Kierkegaard’dan imanın cesareti, Gazali’den kalbin bilgeliği, İkbal’den eylemci iman kavramlarını alır. Ama hiçbiriyle özdeşleşmez; hepsini İslam’ın ahlak merkezli bakışıyla yeniden yorumlar. Kant’ın “iyi niyet”ini imanla temellendirir, Dostoyevski’nin “suç ve cezasını” affın merhametine dönüştürür, Nietzsche’nin “Tanrı öldü” çığlığına karşı “Tanrı’yı kaybeden insan, kendini kaybeder” der. O, klasik İslam düşünürlerinin çoğunluğundan da ayrılır, fıkıh temelli değil, ahlak temelli düşünür. “İman, insanın özgürlük içinde Tanrı’ya yönelmesidir.” Zindandan Notlar’da şöyle yazar: “Karanlıkta ışık aramaktan korkmayın. Işık, yalnızca karanlığa sabredenlere görünür.” Bu, onun entelektüel sabrının ve ahlaki bilincinin özüdür. Berdyaev’in “yaratıcı insan” kavramını “ahlaklı insan” kavramına dönüştürür; Heidegger’in “varlık kaygısı”nı İslam’ın “emanet bilinci”yle aşar. Böylece hem modern felsefeyle diyalog kurar hem de ona teslim olmaz. Doğu’nun sezgisiyle Batı’nın aklını birleştirir, ama sentezle değil, vicdanla. Mustafa Yeneroğlu KARAR 19/10/2025
Alıntı