Bir antropoloğun gözünden iki İslam ülkesi
Puan vermedi·200 syf.··
Beğendi
·
2026 12. kitabı
Batılı bir oryantalist antropolog olan Clifford Geertz'e göre antropoloji, nasıl kavrarsanız kavrayın sabit olmaktan çok uzak bir teşebbüstür. Geertz’in ifadesine göre, ‘bir yaşam biçimini tanımlamanın en iyi yolu onu iyi ayarlanmış bir çeşit ışığın altında göstermektir.’ Bir toplumun yaşam biçimini anlamak onu dini, kültürel, ideolojik, sanatsal ve toplumsal ahlak normları da dahil olmak üzere bütüncül bir boyutta mercek altına almakla mümkün olur ancak. Geertz, şair Theodore Roethke’nin “Gitmem gereken yere giderek öğreniyorum” ifadesine atıf yaparak antropoloğun bir toplumu gerçekten iyi anlaması ve yorumlayabilmesi için kitabi bilgiden ziyade o toplumun içine girip inanç ve kültürlerini bizzat tecrübe etmesi gerektiğine vurgu yapmaktadır. Bu anlamda Batılı antropologların İslam toplumunu uzaktan bir gözle yorumlamalarını da eleştirmektedir. Geertz’in iki İslam ülkesi olan Fas ve Endonezya toplumunu deneyimleyerek incelemesi de bu düşüncesine dayanıyor diyebiliriz. İslamı kendi kültür anlayışlarına göre yaşayan iki ayrı hayat biçimini yansıtan, sömürü düzeninden yeni kurtulmuş iki ayrı ülkenin dini geleneklerinin karşılaştırmasını yapmaktadır Geertz. Geertz’e göre farklı toplumlar, İslam’ı kendi tarihsel tecrübelerine uydurmak için dönüştürür ve bu nedenle de yerel düzeyde tarihsel bağlamlar biçiminde İslam’ın bir çok anlam ve ifadesi vardır. Yaşadığımız hayat değiştikçe inanç da onunla birlikte değişip dönüşmektedir ve tabiki İslam ve İslam toplumları da bu değişimden nasibini almaktadır. Clifford Geertz ise bizlere bu değişimi Fas ve Endonezya’da geçirmiş olduğu kırk yıllık yaşam deneyimi ve bilimsel tecrübesi üzerinden karşılaştırmalı bir şekilde aktarmaktadır. Geertz, öncelikle dinin sadece semboller, ibadetler tarafını ön plana çıkarıp kültürün, geleneğin, yaşam
Gerçeğin ArdındanClifford Geertz · İletişim Yayınları · 200110 okunma
Hükümdar - (Spoiler içerir)
7/10
·112 syf.··
2026 3. kitabı
·
21 saatte okudu
·
Okunma: 28 Mayıs 2026 20:11
Merhabalar , bugün Hükümdar adlı kitabı incelemeye karar verdim. ° Machiavelli bu eseri yazdığında, İtalya bugünkü gibi tek bir devlet değil; Floransa, Venedik, Milano, Napoli ve Papalık gibi sürekli birbiriyle savaşan küçük devletçiklerden oluşuyordu. Ülke, Fransa ve İspanya gibi büyük güçlerin istilasına açık durumdaydı. Floransa Cumhuriyeti’nde diplomatlık yapan Machiavelli, Medici ailesinin yönetimi geri almasıyla görevinden uzaklaştırıldı, işkence gördü ve sürgüne gönderildi. Kitabı, dönemin Floransa hükümdarı Lorenzo di Piero de' Medici’ye ithaf etmiştir. Amacı hem Medici'nin gözüne girerek eski görevine dönmek hem de İtalya’yı bu kaostan kurtaracak güçlü bir liderin (hükümdarın) reçetesini sunmaktır. ° Machiavelli’nin Hükümdar kitabı, gücün nasıl kazanıldığı ve nasıl korunduğu üzerine yazılmış, siyaset tarihinin en gerçekçi ve tartışmalı eserlerinden biridir. "Amaca Giden Her Yol Mubahtır" Yanılgısı Kitapla özdeşleşen bu ünlü söz aslında doğrudan Machiavelli’ye ait değildir, ancak felsefesini özetler. Machiavelli, hükümdarın devletin bekası ve toplumun düzeni için gerektiğinde ahlak dışı (yalan, şiddet, hile) davranabileceğini savunur. Burada amaç kişisel keyif değil, devletin ayakta kalmasıdır. Siyaset ile din/ahlak ilk kez bu kadar keskin bir şekilde birbirinden ayrılmıştır İnsan psikolojisini çok çıplak biçimde anlatıyor, Güç ilişkilerini filtresiz inceliyor, İdealizm yerine gerçekçiliği koyuyor. Okurken birçok kişi şunu hisseder: “Rahatsız edici ama doğru olabilecek şeyler söylüyor.” Hükümdar, insanın çiğ doğasını, güç arzularını ve siyasetin perde arkasındaki acımasız mekanizmaları maskesiz bir şekilde ortaya koyan, yazıldığı dönemi aşarak günümüz modern siyasetini ve uluslararası ilişkilerini (özellikle Realizm okulunu) anlamaya hâlâ ışık tutan bir
HükümdarNiccolo Machiavelli · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 200820,4bin okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Hürriyet, Müsavat, Uhuvvet: İttihat ve Terraki
8/10
·240 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
Uzun bir aradan sonra herkese merhaba! Bugün diğer eserlerini de severek okuduğum Tarihçi, Süleyman Tekir Hocamızın eseri ''İttihatçılık - Doğuş'' adı kitabını incelemek için buradayım. Bir solukta okuduğum daha çok İttihatçılığın doğduğu dönemi anlatan, üyelerinin hayatlarını, inandıkları dava uğruna yaşadıkları zorlukları, çektikleri sürgünleri çok güzel bir şekilde anlatmış. Bende bir Tarihçi olarak Hocamızın eseri vesilesiyle İttihat ve Terraki adına birkaç şey söylemek istiyorum. İttihat ve Terraki Cemiyeti'nin kuruluşu, bir gecede olan bir olay değil; baskıcı bir yönetime karşı duyulan öfkenin, vatanın elden gittiği korkusunun ve gençlerin dünyayı değiştirme arzusunun birleştiği uzun bir süreçtir. Öyle ki cemiyet, Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde damgasını vuran, gizli bir cemiyet olarak kurulup zamanla devletin mutlak hakimi haline gelen en güçlü siyasi organizasyondur. Modern Türkiye'nin siyasi genetiğini anlamak için bu yapıyı bilmek çok kritiktir. İttikat ve Terraki, 1889 yılında İstanbul'daki Askeri Tıbbiye Öğrencileri tarafından gizli bir dernek olarak kurulmuştur. Temel amaçları, 2. Abdülhamid'in mutlakiyetçi yönetimini sona erdirmek, anayasayı (Kanun-i Esasi) yeniden yürürlüğe koymak ve meşrutiyeti ilan ederek imparatorluğu parçalanmaktan kurtarmaktır. Hareketin düşünce temelini, Batı tarzı modernleşmeyi savunan ''Jön Türkler'' oluşturur. İttihatçıların en belirgin özelliği, vatanın elden gittiğine dair duydukları derin kaygı ve bu durumu düzeltmek için kendilerini ''seçilmiş'' hissetmeleridir. Onlar için bireysel hayatın, ailenin veya paranın bir önemi yoktur. (Kitapta da görüldüğü üzere Yıldız yani Sultan Abdülhamid ittihatçı kimseleri kendi safına çekmek için belirli miktarda para teklif eder, ama hiç kimse o parayı kabul etmez.) Her birinde
1000Kitap
İttihatçılık - DoğuşSüleyman Tekir · Kronik Kitap · 2023634 okunma
Puan vermedi
Machiavelli ruhban sınıfına karşıdır ancak asla katolik doğmalarına saldırmamıştır yinede dindar muhallifler tarafından sevilmez çünkü papalık kurumuna karşı ciddi eleştiriler yapar.Protestanlar içinse Katolik kralların akıl hocası ve yol göstericisi olarak görüldüğü için sevilmez yani iki ucu keskin bir bıçak üzerindedir.Bu bakımdan her kesim için farklı anlamlara gelecek şekilde yorumlanan bu eseri kişisel görüşüme göre haklı yada doğru olarak tanımlayabileceğim pekçok prensip sunar.İdeal hükümdar'ın halkını memnun etmesi aynı zamanda gücünü onlara kabul ettirmesi gerektiğini, varlığını sürdürebilmek için savaş sanatından anlaması lazım geldiğini ve düzenli ve iyi donanımlı ordular bulundurmasını, iskan ve yerleşim ile ülkenin bütününe egemenliğini tahsis etmesi gibi tavsiye politikaları objektif olarak baktığımızda ve o dönemin şartlarını dikkate aldığımızda kendi çağı için etkili olabilecek politikalardır.Machiavelli çok büyük bir diplomat olmamasına rağmen kuramları bir dereceye kadar günü kurtarabilirdi.Onun hükümdar modeli aynı zamanda devleti kişiselleştiriyordu bunun faydasının ise tartışmaya açık bir konu olduğunu düşünüyorum.Bazı noktalarda Türk devletlerinin politikalarını anlatıyormuş gibi ifadelerde bulunmasıda aynı şekilde tartışmalı bir konudur.Kendisine katılmadığım noktalarda bulunuyor örneğin halkı fakir bırakmak sureti ile hükümdarın gücünü sağlamasını hoş karşılamıyorum.Modern dünyanın bir bireyi olarak sanırım bu bizim anlayabileceğimiz bir durum değil ancak haklı olduğu nokta kendi çağı için ekonomik anlamdaki kötü durumun hükümdar için yarar sağlayacak bir nokta olduğudur.Bundan başka Machiavelli bir yerde tutunmak için bölgede hüküm kurmuş olan eski hükümdar ve ailesinin ortadan kaldırılmasının gerekli olduğunu vurgular ve aynı zamanda
Tarih
HükümdarNiccolo Machiavelli · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202120,4bin okunma
Puan vermedi·184 syf.··
Beğendi
·
2026 51. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 18 Mart 2026 05:23
, Eser Ahmet Refik Altınay tarafından kaleme alınmış, Osmanlı sarayındaki kadınların siyasi ve sosyal etkisini ele alan önemli bir tarih eseridir. Özellikle “Kadınlar Saltanatı” olarak bilinen dönemi (16.–17. yüzyıllar) inceler. Eserin Genel İncelemesi Konu ve Kapsam _____________________ Kitap, Osmanlı sarayında valide sultanlar, hasekiler ve cariyelerin devlet yönetimi üzerindeki etkilerini anlatır. Özellikle şu figürler öne çıkar: -Hürrem Sultan -Kösem Sultan -Turhan Sultan Bu kadınlar sadece saray içinde değil, devlet yönetiminde de ciddi söz sahibi olmuşlardır. “Kadınlar Saltanatı” Nedir? __________________________________________ Bu dönem, Osmanlı’da kadınların özellikle valide sultanlar aracılığıyla siyasete yön verdiği bir süreçtir. -Padişahların genç veya etkisiz olması -Saray içi entrikaların artması -Valide sultanların devlet işlerine müdahales gibi nedenlerle kadınların etkisi artmıştır. Eserdeki Temalar ve Analiz 1. Güç ve İktidar ______________- Eserde kadınların doğrudan değil, dolaylı yollarla (entrika, nüfuz, saray ilişkileri) iktidar kurdukları anlatılır. 2. Saray İçi Entrikalar __________________________ Ahmet Refik, saraydaki mücadeleleri oldukça dramatik ve canlı bir şekilde aktarır:
Araştırma-İnceleme Tarih
Osmanlı Saraylarında Kadınlar SaltanatıAhmed Refik · Dorlion Yayınevi · 202366 okunma
Araştırmaya başlamak için iyi bir eser.
7/10
·496 syf.··
2026 4. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 16 Mart 2026 15:25
Anlatış tarzı akademik olmamakla birlikte ve anlatılan bazı konular tartışmalı olsa da, ciddiye alınması gereken bir kaynak. Kitaptan; Anadolu’daki Alevilik; büyük bir milletin kendi kimliğini korumak ve geleceğe aktarmak için verdiği ideolojik ve kültürel mücadelenin yarattığı bir model oldu. Osmanlı tarihinin yeniden ve doğru olarak yorumlanması sonucunda; devlet tarafından hedef alınan kitlelerin Türkler olduğu görülecektir. Türkleri de temsil eden Aleviler; eski deyişle Kızılbaş Türkmenler oldular. Bu yüzden de İstanbul yönetimi ve onun çarkını çevirenler; Türk’ün katledilmesi yolunda görüş bildirdiler. Önceden de aktardığımız üzere, daha 1492’de; Topkapı Sarayı’nda genel sekreter olan Hafız Hamdi Çelebi (Kadimi) şöyle diyordu: “Ey Kadimi; Türk’e hiç olma yakın / Sözleri inciden bile güzel olsa / Sakın olma Türk’e yakın, asla / Başını kes, kanını dök hiç üzülme / Baban bile olsa Türk’ü öldür.” Şeyhülislamlar da Allah adına karar verip, “Kızılbaş öldüren cennete gider!” diyerek katliama yol verdiler. Yetmedi; “Kızılbaşlar, mumsöndü yaparlar; kestikleri yenmez!” biçiminde iftiralar uyduruldu. Türk milletinin geleneğini-göreneğini, dilini, sanatını, yaşam tarzını yaşatan kitleler “yasadışı, kötü, haksız, pis, sapkın” ilan edildiler. Türk adı altında Kızılbaşlar (Aleviler); Kızılbaş adı altında Türkler; yok edilmesi gereken yığınlar olarak damgalandılar.Onlar; bunca baskıya kırımlara karşın kimliklerinden dönmediler. Ve bugünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli olan “kültür”ü geçmişten bugünlere getirdiler.Bu yüzden; hem dayanışmacı, eşitlikçi, halkçı yapılarıyla sosyalist oldular; hem de millî kimliğin en saf ve en kararlı taşıyıcıları olarak gerçek milliyetçi oldular. İslam’ı da şekle göre değil; doğuş özüne uygun olarak yaşadıkları için de kendilerini mümin saydılar.
Türk AleviliğiRıza Zelyut · Kripto Basım Yayın · 200966 okunma