Uzun zamandır Cioran ile ilgili bir şeyler yazmak istiyordum. Kafamda net bir resim oluşması için birkaç kitabını bitirmeyi bekledim ve bu kitapla birlikte nihayet düşüncelerim şekillendi. Bir yanım bu tuhaf adama kayıtsız kalınıp yanından geçilmiş olmasını istemezken diğer tarafım popüler kültüre kurban gitmesini istemiyor. O yüzden, birine öneride bulunurken, onu özümseyebilecek bir okur olup olmadığını tarttıktan sonra tavsiye ediyorum. Diğer türlü olduğunda acımasız yorumları görüp üzülüyorum ve en tepeye koyamadığım ama çok farklı bir yere konumlandırdığım bu adama saygısızlık etmiş olacağımı düşünüyorum. Dolayısıyla bunun bir tavsiye değil, yalnızca bir değerlendirme olduğunu lütfen dikkate alınız.
Bu kitabı bitirmeden önce Cioran ile yapılan bir röportaja denk geldim. Kitabı okurken sık sık kendime sorduğum "bu adam Nihilist mi? Varoluşçu mu? Dindar mı? yoksa Meczup'un biri mi? gibi soruların cevabını o röportajdan almış oldum. Sorduğum bütün soruların cevabı hem evet hem hayır oldu. Zaten kitaplarını okurken bir fikre ya da görüşe büsbütün bağlı olmadığını, herhangi bir kaygıyla konuşmadığını, bahsettiği şeyleri bir din gibi yaşayıp savunmadığını, aslında sadece kendi kendine konuştuğunu anlayacaksınız. Bu monologların alışık olduğumuz türden, yani gündelik konulardan ve konuşmalardan uzak, yaşamın içinden, yaşamın büsbütün dışından, maddeden, anlamdan, anlamsızlıktan, boşluktan, özetle ve Cioran'ın deyimiyle "şeyler"den oluştuğunu göreceksiniz. Şeyler diyerek basite indirgemiş ya da yüzeysel bakmış gibi görünüyorum ama dikkate değer ve oturup üzerine yıllarca konuşulması gereken o kadar çok şeye değinip irdeliyor ki tek tek açıklamam ne yazık ki mümkün değil. Bir betimleme yapacak olursam: kendinizi ufuksuz bir okyanusta küçük bir tekneyle dolaşırken