Yazarla ilk tanışma kitabım ve tavsiye üzerine başladım. Prensip gereği kitapların arka kapak yazılarını okumadığım için ne anlattığını da bilmiyordum. İlk sayfalarda ne anlatıyor bu ben bu kitabı okumayacağım diye düşünürken bir anda kendimi kitabı elimden bırakamazken buldum.
Kitapta ne ararsanız var. Dirilen ölülerden tutun da konuşan köpeklere kadar. Öyle içinizi ürpertecek bir yazımı da yok. Eser Ankara ve Konya arasında geçiyor ki akılda şu soru canlanıyor “Bu iki mesken bu bambaşka insanları ne için anlatmış?” Sayfalar ilerledikçe konuya hakim oldukça zekice bir kurgunun içine düştüğünüze şahit oluyorsunuz. Konya ağzını birebir vermesi eseri daha da candan yapıyor. Ben okurken “Hüdai Ağa, Muharrem Hoca, Çeto, Ömer ve Menderes’i” çok sevdim. Ömer’in çocuk saflığı ve Çetonun bilhassa saflığına ayrıca hayran kaldım.
Son olarak böyle bir eseri tavsiye ettiği için kız kardeşime 119. Element [Bm] teşekkür ediyorum. Tavsiye eder miyim? Kesinlikle evet. Keyifli okumalar…
Sözlerime başlamadan önce şunu söylemeliyim ki psikolojiye ve
psikolojik hastalıklara inanılmaz bir ilgi duyuyorum. Şimdiye kadar birçok psikoloğun elinden çıkmış ve gerçek yaşama dair denilen kitapları okudum. Psikiyatri koltuklarından aklımın alamayacağı kadar değişik hayatlar ve bunalımlar okudum. Okuduğum birçok psikolojik eser de şunu sordum ve söyledim “E yani sonuç ne? Nasıl düzelecek?” Hiçbirine yanıt alamadım üstelik bu kişilerin intihar edeceklerini de kafamda kesinleştirdim. Şayet çözümlenmeyen herşeyin bir karmaşa öbeği olacağını düşünüyorum.
Kitabımız bir şizofrenin gözünden anlatılmış. Hepimizin deli gibi merak ettiği “tımarhane”lere ışık tutmuş. Gerçekten de insan tımar eden bu yerlerde bulunan insanların gerçekten tecrit edilmesi gereken kişiler olup olmadığı konusunu aklınıza getiriyor. Dışlardaki tımarhanenin içeridekinden pek de farkının olmadığını görüyorsunuz. Hatta şöyle ki dışarı daha mı berbat diye bile düşünebiliyorsunuz.
Velhasıl psikoloji alanında okuduğum en en en iyi kitap olduğunu söylemek istiyorum. Yazarımız çok güzel konulara değinmiş ve özellikle beni etkileyen de günümüzde en ufak hüzüne ve sıkıntıya bile depresyon tanısı koyup ilaç içerek sarhoşlaşmamızın doğru olmadığını söylemesini beğendim.
Doğrusu herkesin anksiyetesi,kolostrofobisi, depresyonu vs. olan bir çağda yaşıyoruz ve insanlar bununla gurur duyuyorlar artık. Dışarısı da içerdeki delilerden daha deli ve deli olmaya hasret sanırım.
Hasılı bence dünya denen bu tımarhanede delilerin delirttiği hastalar hastanede, delilikleriyle gurur duyan zırdeliler ise dışarda yaşayıp gidiyor.
Ben bu kitaba bayıldım. Okuyun okuyun okutun önerin… Orhan Pamuk, Matt Haig yerine Emre Timur olmalı çok okunanlar zirvede…