Efendi, eğitimden geçmiş, geniş düşünceli bir şövalye olmuş. Uşak ise, sınırlı fakat emin bir sağduyu ile donatılmış. Artık Don Kişot, tahtası eksik bir insandır sadece. Haksızlık karşısında başkaldıran, fazilete âşık bir monoman. Evet, yine hep hayal peşindedir. Ezilenin savunucusu, zayıfın koruyucusu, küstahın ve rezilin belası olmak ister. Ama bunun dışında kâmil bir insan, usta bir hatiptir. Şanso da eski Şanso değildir ya.. Kaba olmasına hep kaba, ne var ki yontulmuştur biraz. Yeni bir fasıl başlar hayatlarında. İki insan, ruhla beden gibi kaynaşmıştır. Birbirlerini aydınlatır, birbirlerini tamamlarlar. Sık sık tartaklanır, tartaklanmadıkları zaman da alaya alınırlar. Gelgelelim, onları horlayanlar da kendilerinden daha âdi ve budala kimseler. Okuyucu önce güler, sonra acır, sonra da iyiden iyiye sever kahramanlarımızı. Hem eğlenir, hem ders alır.
...
Hayatım boyunca tek bir düşünceye saplanıp kalmış, monoman insanların her türü hep dikkatimi çekmiştir, çünkü bir insan kendini sınırladığı ölçüde sonsuzluğa da yaklaşmış demektir; özellikle dünyaya sırt çevirmiş gibi gözüken bu tür insanlar, özel malzemeleriyle kendilerine karıncalar gibi tuhaf ve gerçekten bir defaya özgü küçük bir dünya modeli inşa ederler.
Hayatım boyunca tek bir düşünceye saplanıp kalmış, monoman insanların her türü hep dikkatimi çekmiştir, çünkü bir insan kendini sınırladığı ölçüde sonsuzluğa da yaklaşmış demektir; özellikle dünyaya sırt çevirmiş gibi gözüken bu tür insanlar, özel malzemeleriyle kendilerine karıncalar gibi tuhaf ve gerçekten bir defaya özgü küçük bir dünya modeli inşa ederler.
Hayatım boyunca tek bir düşünceye saplanıp kalmış, monoman insanların her türü hep dikkatimi çekmiştir, çünkü bir insan kendini sınırladığı ölçüde sonsuzluğa da yaklaşmış demektir; özellikle dünyaya sırt çevirmiş gibi gözüken bu tür insanlar, özel malzemeleriyle kendilerine karıncalar gibi tuhaf ve gerçekten bir defaya özgü küçük bir dünya modeli inşa ederler.
“Hayatım boyunca tek bir düşünceye saplanıp kalmış, monoman insanların her türü hep dikkatimi çekmiştir, çünkü bir insan kendini sınırladığı ölçüde sonsuzluğa da yaklaşmış demektir; özellikle dünyaya sırt çevirmiş gibi gözüken bu tür insanlar, özel malzemeleriyle kendilerine karıncalar gibi tuhaf ve gerçekten bir defaya özgü küçük bir dünya modeli inşa ederler. Bu durumda ben de, Rio’ya kadarki on iki günlük yolculuk sırasında entelektüel tek boyutluluğun bu tuhaf türünü daha yakından büyüteç altına alma niyetimi saklamadım. “