Freud'a göre bir insanla çevresi arasında sürekli bir gerilim bulunur. Daha doğrusu, o insanın güdüleri ve ihtiyaçlarıyla çevresinin dayattıkları arasındaki bir gerilim ya da çatışmadır bu. İnsanın güdüsel yaşamının Freud tarafından keşfedildiğini söylersek pek abartmış olmayız. Bu da onu XIX yüzyıl sonlarında büyük ağırlık kazanan natüralist eğilimlerin önemli bir temsilcisi yapmaktadır.
Marx'a göre insanlığın ideolojisi toplumun maddî altyapısının bir ürünüydü. Darwin, insanın kendisinin uzun bir biyolojik evrimin sonucu olduğunu kanıtladı. Freud'un bilinçdışı üzerine araştırmaları da insan davranışlarının çoğu zaman insanın doğasında yatan bir takım 'hayvansal' dürtü ve içgüdülere bağlı olduğunu ortaya çıkardı.
Tarihi inceleyen biri, insanlığın hep kendini daha çok tanıma ve geliştirme yönünde hareket ettiğini açıkça görecektir diyordu. Tarih giderek artan bir ussallık ve özgürlük sergiliyordu. Arada sırada tökezlese de, genel olarak kesinlikle ileri doğru gitmekteydi. Yani Hegel'e göre tarihin bir ereği vardır.