"... ve merdivenlerin sonuna geldiklerinde kafalarını çevirip aşağıya bakınca bütün anne babaların, ayrı yüzler olmayan sıradan insan kalabalığına indirgendiğini keşfediyorlar."
Her insan tanrının inayetiyle onun payına düşen gelecek işkenceyi, hain yok oluşu kazanmalıdır. İnsan diz çökmüş, kavuşturduğu ellerine anlaşılmaz bir dilde dualar okurken bile; en iyicil, en nazik olduğu böylesi iyi hallerinde bile, tanrı, prostatına kanser tohumları ekebilir, en sevdiği evladının çocuğunu öldürmesi için bir kaçık gönderebilir. Tanrı vermekten hoşlandığı o dayanılmaz kader acısını haklı çıkarırken insanın günahını arzular.
İnsanın suçu, tanrının suçunu hafifletir. İnsanın hainliği tanrının daha büyük hain uygulamalarını mümkün kılar.
"Direndiğimiz şey vazgeçilemez olur.
Yapabileceğiniz en kötü şey, bu kitabı okuyup anında her kelimeden tat almaktır. Bu kitap, elinizde tuttuğunuz bu kitap, umarım ki birkaç kelimede bir midenizi kaldırır -birkaçtan daha da fazla hatta. Öykülerin bir kısmı sizi derinden yaralasın ve rahatsız etsin. Onları sevip sevmemeniz önemli değil: Gözleriniz çoktan kelimelere değmiş olur ve bu kelimeler sizin bir parçanız haline gelir. Bu öykülerden nefret de etseniz tekrar dönüp okuyacaksınız çünkü sizi sınıyorlar ve daha büyük, daha cesur, daha gözü pek biri olmanız için sizi kışkırtıyorlar.
Umarım öyküleri seversiniz. Bazılarını şimdiden seviyorum; bazılarını da gelecekte seveceğim. Zevkler değişir. Anlık doyum istiyorsan bir aynaya bak. Ömrüm boyunca benim farklı bir versiyonum bu kitabı tekrar tekrar eline alacak, her sayfayı baştan okuyacak ve hiçbir zaman bitirdiğini düşünmeyecek çünkü ben kendim hiçbir zaman bitmeyeceğim. En nihayetinde ise, siz ve ben, ikimiz de bu kitabı seveceğiz, hepsini. Bu öyküler, bir düzine gözlük gibi, bize yeni dünyalar gösterebilir. Gelecek en başta bir baş ağrısıdır her zaman."
"Eğitmen, elini hazneye uzatıyor, parmakları kemirgenin sırtındaki beyaz kürkü okşuyor. Okşarken, "Küçük hayvan sadece hayatta kalmayı arzuluyor" diyor. "Taşıdığı hastalık için aynı şey geçerli değil." Kürkü okşarken, "Küçük hayvan pis; ama buna rağmen içgüdüsel olarak yeniden üremeyi planlıyor" diyor.
Saygın eğitmen boğulma hareketini gösteriyor ağzıyla. Yüzünü bir o yana bir bu yana sallıyor ve "hayır" anlamına gelecek şekilde yeniden başını sallıyor.
Pek saygın eğitmen diyor ki, bugünün birinde insan tanrısal örneği takip etmeli. Bağışlama eylemi, diyor eğitmen, tanrı gözünde bir küfürdür. Tanrı böyle bir bağışlamada bulunmaz. Bağışlayan eleman kendini en yukarıya, tanrının üstüne yerleştirmiş olur, diyor. Hayal kuran benlik tanrıdan daha çok bilgiye sahiptir.
Muhterem eğitmen diyor ki, en tepedeki tanrı bütün yaratıklarına acı çekmesine hükmetmiş, hastalıktan telef olmasına ya da kanlar içinde kalıp feryat etmesine ve sonra bugünün birinde ölmesine. Masumken acı çekmek ve ölmek ancak trajedidir. Ne günah ne suç var ortada; demek ki yok olmak hak edilmemiş. Böyle bir israf tanrıya karşı gelmektir.
"Herkes önce acı çekip sonra öldüğünden" diyor eğitmen, beyaz kemirgenin kürkünü okşarken, "her eleman bugünün birinde kendi yok oluşunu hak etmelidir."
Tanrının gelecekteki kötülük eylemlerini haklı çıkarın. Tanrının yaptığında sadizm yoktur, aksine büyük bir bilgeliktir hüküm veren.
En tepedeki tanrı sadece doğru davranışı model alır. Büyük bilge eğitmen şöyle diyor: "Herkes kendi gibi varlıkları, tanrının herkese yaptığını yapıp, yıkmalıdır.""