Yoksullar sonunda altının ölümünü gördüklerine memnunlar. Zengin birine rastladıklarında yakasına yapışıp tıka basa külçelerle dolu bankalara sürüklüyorlar. İçeride insanın kemiklerine işleyen buz gibi morg atmosferi içinde, haydi ye, diyorlar. Zengin, neyi, diye soruyor, onlar da altını işaret ediyorlar. İstediğin kadar ye, diyorlar. İşte o zaman zengin durumu idrak ediyor. Ve ağzını açmıyor. Güzel yemekler yemek için restoranlara gittiği zamanları anımsıyor. Garsonların çöpe attığı bir yığın yemek geliyor aklına. Fazla besili olduğu için bu birinci kalite yiyecekleri nasıl da reddettiğini düşünüyor. O kaybolup giden günleri yâd eden zengin ağlamaya başlıyor.
Epsilon Yayınevi·Kitabı okuyor
1000Kitap
Elde olmayanı açıklamak için elde olanı inkar etme....
Reklam
Gözlem yapmak son zamanlarda benim için bir mecburiyet ve zaruret haline gelmişti....
"Onlara hayatlarını geri veremem, hatta veda etmek için birkaç dakika daha bile veremem, ama onlara verebileceğim bir şey var,o da adalet."
Sayfa 351·Kitabı okudu
Gözlerini, yoğun sisin ardında devasa, soğuk bir anıt gibi yükselen morg kapısına dikti. O ağır metal kapı, sadece bir bina girişi değildi; yaşayanların dünyası ile ölülerin sessiz diyarı arasındaki o ince, keskin sınırdı. İhtişamlı ama bir o kadar da ürkütücüydü; sanki içeri giren her şeyi yutmaya hazır, doyumsuz bir ağız gibi bekliyordu.
Ölümün karşısında, “gizem” ile “hiçbir şey” arasında, Piramit­ler ile Morg arasında salınıyorum durmadan.
Sayfa 23
Alıntı
Reklam
Reklam