Trump nihayet büyük halk kitlelerinin protestolarıyla karşı karşıya. ABD’nin doğu ve Batı sahillerinde hemen bütün büyük şehirlerde milyonlar “No Kings” pankartlarıyla yürüyor, savaşı protesto ediyor.
Elbette onun karizmasına kapılmış, desteklemeye devam eden milyonlar da var. Ancak anketler oy oranının yüzde 30 civarına indiğini gösteriyor.
Savaşta ucuz ve bol kazançlı bir zafer kazansaydı, Kasım’daki seçimlere “muzaffer kumandan” şovlarıyla girebilirdi, olmadı. İran’ın direnişi dünya ekonomisi gibi ABD ekonomisini de vuruyor. Askeri güçle İran’ı dize getirse bile, ekonomideki tahribat Trump’ın peşini bırakmayacaktır.
Ayrıca, İsrail’in peşine takılıp bunca felakete yol açmasına kendi çevresinden de itirazlar var. Başkan Yardımcısı JD Vance artık apaçık belli ki savaşa karşı. ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Direktörü Joe Kent, “İsrail için savaşmamalıyız” diyerek istifa etti. Dışişleri ve Harp Bakanlığı bürokrasisinden de istifalar oldu. Senato’da eleştiriler başladı…
OTOKRASİYE KARŞI NE?
Ancak Trump’ın Başkanlık yetkileri ve bu yetkileri hoyratça, haydutça kullanması ona büyük güç veriyor. Bilhassa şirketler sinmiş durumda. Kongre’de çoğunluğa sahip Cumhuriyetçi Parti gibi bir siyasi gücü de elinde tutuyor.
Financial Times’ta Martin Wolf, “Demokratik gerilemenin başını ABD çekiyor” diye yazdı.
İsveç'te demokrasi araştırmaları yapan V-Dem Enstitüsü, 48 faktör açısından yayınladığı “liberal demokrasi Endeksi”nde Trump’ın ilk bir yılda “225 Başkanlık Kararnamesi” çıkardığına, oysa Kongre’den geçen kanun sayısının 49 olduğuna dikkat çekiyor. Trump’ın üst devlet kademelerinde yaptığı atamalarla “kendine sadık bir bürokrasi” kurduğunu anlatıyor, ABD’de “otokratlaşmanın ileri boyutlara” vardığını belirtiyor. “Trump diktatörlük hedefliyor.” (The Guardian, 17 Mart