Algernon'a Çiçekler, kitabın içeriği hakkında ciddi bir ipucu vermese de dikkat çekici bir başlıkla yazılmış. Odadaki fili hemen öldürmek gerekirse eserin en temelinde olan ve beni sarsan düşüncesi şuydu: "İnsanlar kendilerinden zekilerini ve gelişmişlerini sevmez." Daha da önemlisi başta yardım ettiklerinden akıl almaya asla tahammül edemezler. Charlie geçirdiği değişimin sancısını her anlamda yaşıyor. Zekâsı arttıkça kitaplar okuyor, yabancı diller öğreniyor. Gelişiminin doruğuna ulaşınca felsefe yapıyor. Bir filozof edası ile etrafındaki ilişkileri derinlemesine sorguluyor. İşte tam bu noktada kayboluyor.
Hayatının sonuna doğru Allah'ın kendisini neden moron olarak yarattığını iki yaşantıyı da deneyimledikten sonra anlamaya başlıyor. Yazar, bu kavrayışı kitabın sonunda "Gittiğim yerde benim çok arkadaşım olacak." sözüyle gözler önüne seriyor.
İnsan geçmişinden, travmalarından kopamaz. Elbet bir gün karşısına çıkar. Charlie de kötü yaşantılarını hatırlayıp bizlere hayatta iyi oluşun bizim elimizde, zekâmızda, olduğunu hissettiriyor.
Eserin dili, bilimsel bir konu üzerine yazılmış olmasına rağmen yalın ve akıcı. Yazar, ana kahramanın zihinsel süreçlerinin değişim yansımasını önce kelime hataları yaptırarak, yazım ve noktalama yanlışlarıyla göstermiş, sonraki süreçte sahip olduğu kelime hazinesi ve yazısındaki sıfır hata ile insanın sınırsız gelişim potansiyelini bir kez daha gözler önüne sermiş.
Kitabı okuduktan sonra şu soru akla geliyor:
Çok zeki olmak mı önemlidir, yoksa ortalama zekâya sahip olup mutlu olmak mı ?